YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5136
KARAR NO : 2013/17023
KARAR TARİHİ : 24.09.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 01/03/2006-11/11/2009 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olmadığının tespitiyle, kesilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasına, ödenmeyen aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
KARAR
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı; 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olmadığının tespitini, prim borçlarının iptalini, davalı Kurum tarafından bağlandıktan sonra iptal edilen yaşlılık aylığının tekrar bağlanmasını ve ödenmeyen aylıklarının kesilme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte tahsilini istemiştir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile; davacının 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olmadığına ilişkin tespit talebinin reddine, davacının 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olarak kabulü halinde dahi davacının belirtilen sürelerdeki hizmetlerinin emekliliğe esas hizmet süresi ile birleştirilmesi için 2928 Sayılı Yasa gereği zorlanamayacağı ve bu sebeple davalı Kurum tarafından bağlanan daha sonra 29.01.2010 tarihi itibariyle durdurulan aylığın durdurma kararının iptali ile 29.01.2010 tarihinden itibaren yeniden bağlanmasına, davacının aylığın kesilme tarihi olan 29.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Kurum’dan tahsili ile davacıya verilmesine, davacının Bağ-Kur sigortalılığından doğan prim borcu bulunmadığına yönelik talebin reddine.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 15.02.1999 – 28.05.2004 ve 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında vergi kaydı, 02.03.1999 – 28.05.2004 ve 22.03.2006 – 19.11.2009 tarihleri arasında oda kaydı, 01.03.1999 – 28.05.2004 tarihleri arasında sicil kaydı bulunduğu, davalı Kurum tarafından 15.02.1999 – 28.05.2004 ve 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak kabul edildiği, 06.11.1980 – 17.01.1983 tarihleri arasındaki askerlik hizmeti için 600 gün askerlik borçlanması yaptığı, davacının hizmet birleştirmesi talebine istinaden, davacıya 01.03.2009 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamında aylık bağlandığı, ancak 01.03.2006 tarihinde yeniden vergi mükellefi olduğunun ve 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmaları ile vergiye kayıtlı olduğu tarihlerin çakışması nedeni ile 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışmalarının bittiği 28.02.2006 tarihi itibari ile yeniden 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının başlatıldığı, davacının sigortalılık sürelerinin yeniden değerlendirilmesi sonucu; 2829 sayılı Kanun gereğince son 7 yıl içerisinde 1260 günden fazla SSK (4/1-a) sigortalılığı bulunmadığından davacıya bağlanan yaşlılık aylığının iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; sigortalılık hallerinin birleşmesi (çakışan sigortalılık) halinde hangi sigortalılık statüsüne üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için çakışan sigortalılık halinin çözümüne dair mevzuatın zaman içerisinde geçirdiği değişikliklerin ve konuya dair Yargıtay kararlarının incelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
a) 01.10.2008 tarihinden önceki dönem;
5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun Geçici 1.maddesi ile Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (Bağ-Kur) ve Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı’nın (Emekli Sandığı), Kanun’un Geçici 6. maddesi ile de 506 Sayılı Kanun’un Geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıkların Sosyal Güvenlik Kurumu’na devri gerçekleştirilmiştir. Ne var ki 5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle 506, 1479 ve 5434 sayılı Kanun’lar 01.10.2008 tarihine kadar uygulanmaya devam edilmiş ve halen de bir kısım hükümleri uygulanmaya devam edilmektedir.
506 ve 1479 sayılı Kanun’lar sigortalılık hallerinin çakışabileceğini öngörerek düzenleme getirmiş ise de değişik sigortalılık hallerinden hangisine hangi hallerde üstünlük tanınacağına dair bağlayıcı bir norm 5510 sayılı Kanun’un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar bulunmamaktaydı.
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp sigortalının önceden başlayıp devam eden sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır.
Yasa sistemimize göre bir kimsenin 506 sayılı Yasa kapsamına girebilmesi için hizmet akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. Anılan yasanın 3. maddesinin I. (F) bendinde “Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” (K) bendinde ise “Herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların” sigortalı sayılmayacağı belirtilmiştir.
1479 Sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun 24. maddesinin I. ve II. fıkralarında da bir kimsenin 1479 sayılı Yasa kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir.
Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır (03.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 Sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı da aynı yöndedir).
B) 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem;
5510 sayılı Kanun’un 53.maddesinin başlığı “Sigortalılık Hallerinin Birleşmesi” olup bugünkü halini 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasa’nın 33. maddesi ile almıştır.
16.06.2006 tarih ve 26200 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5510 sayılı Kanun’un 53. maddesinin ilk hali şu biçimdedir;
“Sigortalının, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık nedenlerinden birden fazlasına aynı anda tâbi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılır.
Sigortalının, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık halleri ile 5 inci maddenin (a) ve (e) bentlerine tâbi sigortalılık hallerinin çakışması halinde, 4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılır ve birinci fıkra hükmü uygulanır.
Sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilk defa sigortalı sayılanlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinden birden fazlasına tâbi olarak çalışmış olanların aylık bağlanma taleplerinde, en son sigortalı sayıldığı tarihten geriye doğru en fazla sigortalılığın geçtiği sigortalılık hali esas alınır.”
“Sigortalılık hallerinin birleşmesi” halinde uygulanacak mevzuatı 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra iki döneme ayırmak mümkündür.
1) 01.10.2008-28.02.2011 tarihleri arasındaki dönemde sigortalının (4/1-a) ve (4/1-b) sigortalılık hallerine aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılır.
5510 sayılı Yasa’nın 5754 sayılı Yasa’nın 33.maddesi ile değişik 53.maddesine göre;
“Sigortalının, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılır.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sayılanlar, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden dolayı, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı bildirilemezler.
İsteğe bağlı sigortalı olanların 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamına tabi olacak şekilde çalışmaya başlamaları halinde, bu Kanunun 51 inci maddesinin üçüncü fıkrası saklı kalmak kaydıyla isteğe bağlı sigortalılık hali sona erer.
Sigortalının, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık halleri ile 5 inci maddenin (a) ve (e) bentlerine tâbi sigortalılık hallerinin çakışması halinde, 4 üncü madde kapsamında sigortalı sayılır ve birinci fıkra hükmü uygulanır.
Sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ilk defa sigortalı sayılanlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinden birden fazlasına tabi olarak çalışmış olanların yaşlılık aylığı bağlanma taleplerinde, en fazla sigortalılığın geçtiği sigortalılık hali, hizmet sürelerinin eşit olması ile malûllük ve ölüm halleri ile yaş haddinden re’sen emekli olma, süresi kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları sigortalılık halinin kanunla değiştirilmesi durumunda ise son sigortalılık hali esas alınır.”
2) 01.03.2011 ve sonrası dönemde ise sigortalının (4/1-a) ve (4/1-b) sigortalılık hallerine aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır.
01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6111 sayılı Yasa’nın 33.maddesine göre;
Sigortalının 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statüleri ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statüsüne aynı anda tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi halinde öncelikle aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında, (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi halinde ise aynı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır.
Ancak, sigortalılık hallerinin çakışması nedeniyle Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılığı esas alınanlar, yazılı talepte bulunmak ve Kanun’un 82 nci maddesine göre belirlenen prime esas kazanç alt sınırı ve üst sınırına ilişkin hükümler saklı olmak kaydıyla, esas alınmayan sigortalılık statüsü kapsamında talep tarihinden itibaren prim ödeyebilirler. Bu şekilde ödenen primler; iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından sağlanan haklar yönünden, Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalılık statüsünde, kısa vadeli sigorta kollarından sağlanan diğer yardımlar ile uzun vadeli sigorta kollarından sağlanan yardımlar yönünden ise Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalılık statüsünde değerlendirilir. Bu fıkra hükümlerine göre ödeme talebinde bulunulduğu halde ait olduğu ayı izleyen ayın sonuna kadar ödenmeyen primlerin ödenme hakkı düşer.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi ile aynı maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeki diğer sigortalılık statülerine aynı anda tabi olacak şekilde çalışılması durumunda, (b) bendinin (4) numaralı alt bendi dışındaki diğer sigortalılık durumu dikkate alınır.
5510 sayılı Kanun’un Geçici 33.maddesine göre Kanun’un 53 üncü maddesinin birinci fıkrasında 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikbu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten (01.03.2011) öncesi için uygulanmaz.
Yukarıda yer alan hukuksal açıklamalar ışığında somut olaya gelince; davacının 16.02.2009 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamında yaşlılık aylığı bağlanması için davalı Kurum’a yazılı istekte bulunduğu, davacıya 01.03.2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, ancak daha sonra vergi kaydı nedeni ile sigortalılık sürelerinin Kurum tarafından değiştirildiği ve 2829 sayılı Yasa gereğince son 7 yıl içerisinde 1260 günden fazla SSK (4/1-a) sigortalılığı bulunmadığından bağlanan yaşlılık aylığının reddedildiği, 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olarak kabul edildiği, bu dönemle çakışan biçimde 13.03.2006 – 13.02.2009 tarihleri arasında 506 sayılı Yasa kapsamında çalışması bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece; davacının, 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında olmadığının ve prim borcu bulunmadığının tespitine ilişkin isteminin reddine dair verilen karar doğrudur. Ancak mahkemece; iptal edilen yaşlılık aylığının yeniden bağlanmasına ilişkin karar verilmesi, davacıya daha önceki gibi 506 sayılı Yasa kapsamında aylık bağlanılması anlamına gelmektedir, davacının talebi de bu yöndedir. Ne var ki; yine mahkemenin verdiği karar ile davacının 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı kabul edilmesi ve bu durumda 13.03.2006 tarihinden sonraki 506 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının geçersiz olması, davacının sigortalılık sürelerini ve hangi yasa kapsamında aylık bağlanacağını da değiştirmektedir. Bu halde mahkemece; hem davacının 01.03.2006 – 11.11.2009 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun kabul edilmesi, hem de çakışan bu sürelerde davacının 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunu kabul eden bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının yaşlılık aylığı koşullarını yeniden değerlendirerek varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.