Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/8166 E. 2013/12206 K. 10.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8166
KARAR NO : 2013/12206
KARAR TARİHİ : 10.06.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, Kurum işleminin iptaliyle, 3201 sayılı Yasa gereğince borçlanma talebinin geçerli olduğuna karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 25/05/2011 tarihli borçlanma talebini reddeden kurum işleminin iptali ile talep tarihinde Türk Vatandaşı olma şartı aranmaksızın davacının Türk Vatandaşlığında geçen çalışma ve ev hanımlığı sürelerini borçlanmaya hakkı olduğu ile borçlanma talebinin geçerli olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, duruşmanın 20/12/2011 günlü oturumunda tefhim edilen kısa karar ile “Davacının davasının kabulüne” karar verilmiş ise de gerekçeli kararda “Davacının davasının kabulü ile davacının 29/06/2011 tarihli 3201 sayılı kanun gereğince borçlanma talebinin reddine ilişkin davalı kurum işleminin iptaline, davacının 3201 sayılı kanun gereğince 17.07.1995 tarihine kadar yurt dışında geçen çalışmalarını borçlanma talebinin geçerliliğine, borçlanma bedelinin borç ödeme tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat gereği alınacak prim tutarı üzerinden hesaplanmasına” karar verildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı vekili gerekçeli kararın yazımından sonra tavzih talebinde bulunmuş, yurt dışında geçen çalışmalar ile ev hanımlığı sürelerini borçlanma talebinde bulunduklarını belirterek hükmün bu şekilde tavzih edilmesini talep etmiş mahkeme tarafından 31/01/2012 tarihinde tavzih yapılarak yurt dışı çalışmalarından sonra gelmek üzere “ve ev hanımlığı” kelimelerinin eklenmesi suretiyle hükmün tavzihine karar verilmiştir.
Hakimin son oturumda tutanağa yazdırıp tefhim ettiği karar, esas karar olup, sonradan yazılan gerekçeli kararın bu karara aykırı olmaması gerekir. Oysa zaptın 20/12/2011 günlü oturumunda tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın aykırı olduğu zaptın ve kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Davanın kabulü tüm taleplerin kabulü anlamına gelmektedir. Sonradan yazılan gerekçeli kararda ise davanın bir kısmı hakkında hüküm kurulmadığı ve çelişki yaratıldığı açıktır. Bu durumda mahkemece kısa kararla bağlı kalınmaksızın yeniden hüküm kurulması gerekmektedir. Kaldı ki, tavzih yapılarak yeni hüküm eklenmesi de mümkün değildir.
Konuyla ilgili 10/04/1992 günü ve 1991/7 Esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki aykırılığın giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gereği açıktır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 10/06/2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.