Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/9946 E. 2013/19323 K. 24.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9946
KARAR NO : 2013/19323
KARAR TARİHİ : 24.10.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, … emekli maaşına konulan haczin ve kesintilerin kaldırılmasını ve yatırmış olduğu destek primi, ilaç parası ve kesilen maaşlarının yasal faiziyle birlikte Kurumdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1- Davacı vekili, kısa kararın tefhiminden sonra mahkemeye sunduğu 16/03/2012 tarihli dilekçesi ile, dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmasına rağmen kısa kararda buna ilişkin bir talep bulunmadığını belirterek bu durumun gerekçeli kararın yazılmasında dikkate alınmasını isteyerek tavzih talep etmiş olup mahkeme tarafından buna ilişkin bir karar verilmemiş ve gerekçeli karar davacı vekiline 04/04/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekili, 10/04/2012 tarihli temyiz dilekçesi ile kararın tavzih talebinin kabul edilmediğini belirterek tavzih taleplerinin kabulü ile mahkeme kararının faiz talebi yönünden bozulmasını talep etmiştir.
Dava dilekçesinde faiz talep edilmiş olmasına rağmen 07/03/2012 tarihinde tefhim edilen kısa karardan bu hususta bir karar verilmediği anlaşılmaktadır. Davacının taleplerinden bir tanesi hususunda karar verilmemiş olması temyiz konusu olup tavzih ile hüküm değiştirilmek suretiyle faiz talebinin hükme eklenmesi mümkün değildir. Bu sebeple davacı vekilinin tavzih talebi hususunda bir karar verilmeden kısa kararda belirtildiği şekilde hüküm fıkrasının gerekçeli kararda aynen yazılması doğrudur. Temyiz konusu yapılabilecek bir hususta tavzih talep edilemez.
Hükmün İş Mahkemesinden verilmiş olmasına göre de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesi hükmüne göre ise İş Mahkemelerinden verilmiş bulunan nihai kararların 8 gün içinde temyiz olunması gerekir.
Olayda hüküm 07/03/2012 tarihinde davacı vekilinin yüzüne karşı tefhim edilmiş, temyiz ise 10/04/2012 tarihinde vukubulmuştur. Şu duruma göre davada 8 günlük temyiz süresi fazlası ile geçmiştir.
O halde, 01/06/l990 Tarih ve l989/3 E. 1990/4 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı da göz önünde tutularak davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süre aşımı yönünden REDDİNE,
2- Dava, davacının yaşlılık aylığının 01/05/2010 tarihi itibariyle kesilmesi ve 01/04/2009-01/05/2010 tarihleri arasında ödenene miktarın borç kaydedilmesi sebebiyle maaşına konulan haciz ve kesintilerin kaldırılması, yatırmış olduğu 6.016 TL destek primi ile 2.104 TL ilaç parası ve ödenmeyen 4 aylık maaş tutarı olan 2.560 TL’nin yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının almakta olduğu … emekli aylığının davacı tarafça konan haczin ve kesintilerin kaldırılmasına kurumun bu yöndeki işleminin iptali ile davacının 01/04/2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığını hak ettiğine, yersiz ödenen pirim 6.016 Tl nin( 02/07/2010 tarihli ), yersiz iade edilen hastahane masrafı 2.104 Tl nin (02/07/2010 tarihli), maaş kesintisi 1.890 TL nin( 01/09/2010 -01/03/2011) dönemi için davacıya iadesi ve kesintinin durdurulmasına, ödenmeyen (01/05/2010 – 01/09/2010 ) dönemine ilişkin 4 aylığın taleple bağlı kalınarak 2.560 Tl nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, 06/06/1997 varide tarihli giriş bildirgesi ile 12/09/1990 tarihinde başlayan vergi kaydı gereğince davacının … sigortalılığının başlatıldığı, davacının 744 gün 506 sayılı yasa kapsamında sigortalılığının bulunduğu, 06/03/1978-06/11/1979 tarihleri arasındaki 600 günlük askerlik süresini borçlanarak bedelini Kuruma ödediği, 23/03/1981-25/12/1983 tarihleri arasında Libya’da geçen 992 günlük çalışma süresini 3201 sayılı yasaya göre borçlanarak bedelini Kuruma ödediği, 25/03/2009 tarihinde yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu ve 01/04/2009 tarihi itibariyle 6673 gün …, 744 gün SSK, 600 gün askerlik ve 992 gün 3201 borçlanması olmak üzere toplam 9009 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının 12/09/1990 tarihinden itibaren devam eden vergi kaydının bulunduğu, davacının Yurt dışı borçlanması yaptıktan sonra emekli olması ve ticari faaliyetinin emekli olduktan sonra devam etmesi sebebiyle yaşlılık aylığının 01/05/2010 tarihi itibariyle kesildiği ve 01/04/2009-01/05/2010 tarihleri arasında ödenen 7.548,42 TL’nin borç kaydedilerek davacıdan bu bedelin ödenmesi istenildiği, ayrıca 16/06/2010 tarihli yazı ile 01/04/2009-01/05/2010 tarihleri arasında haksız karne kullanımı sebebiyle 2.103,72 TL borcunun bulunduğunun ve ödenmesi gerektiğinin bildirildiği, davacının bu bedeli 02/07/2010 tarihinde Kuruma ödediği, davacının 01/04/2009-02/07/2010 tarihleri arasındaki sigortalılığı için de 6.016 TL prim tahsilatı yapıldığı, davacının 02/07/2010 tarihinde yeniden tahsis talebinde bulunduğu ve 01/08/2010 tarihi itibariyle 7130 gün …, 744 gün SSK, 600 gün askerlik ve 992 gün 3201 borçlanması olmak üzere toplam 9466 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, yersiz ödenen aylıkların da maaşından kesilmesine karar verildiği, her ay 315 TL kesinti yapılmaya başlandığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, davacının yaşlılık aylığı almaya başladığı 01/04/2009 tarihinden sonra 5510 sayılı Yasa’nın 4/b (mülga 1479 sayılı Yasa) kapsamındaki çalışmalarının devam etmesi nedeniyle 3201 sayılı Yasa’nın 6. maddesinden yararlanarak bağlanan yaşlılık aylığının geri alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Yaşlılık aylığı yazılı istek tarihinde yürürlükte bulunan, 5754 sayılı Yasa’nın 79. maddesi ile değişik 3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesine göre Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan Türkiye’de sigortalı çalışmaya başlayanların aylıkları, tekrar çalışmaya başladıkları tarihten itibaren kesilir. 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun sosyal güvenlik destek primi hakkındaki hükümleri, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlar için uygulanmaz.
3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesi 5997 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile değiştirilmiş olup Yasa’nın yürürlüğe girdiği 19.06.2010 tarihinden itibaren Türkiye’de sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar hakkında 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışılmasına ilişkin hükümleri uygulanır.
Somut olayda, 01/04/2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya başlayan davacının vergi kaydının ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/b (mülga 1479 sayılı Yasa) kapsamındaki çalışmalarının devam ettiği ve böylece Türkiye’de çalışmaya devam ettiği anlaşılmakla 5754 sayılı Yasa’nın 79. maddesi ile değişik 3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesine göre davacının yaşlılık aylığının bağlandığı 01/04/2009 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alması mümkün değildir. 3201 sayılı Yasa’nın 6/B maddesi 5997 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile değiştirilerek Yasa’nın yürürlüğe girdiği 19/06/2010 tarihinden itibaren Türkiye’de sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar hakkında 31/05/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiş ise de bu kuralın Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten önceki uyuşmazlıklara uygulanması mümkün değildir. Bunun yanında, Türkiye’de çalışmaya devam ettiği anlaşılan davacının, 5510 sayılı Yasa’nın 96. maddesine göre Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanarak tahsil ettiği yaşlılık aylığını geri ödemekle yükümlü olduğunu bilmesi gerektiğinden Borçlar Kanunun 63. maddesinden de yararlanamaz. Bu durum Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/06/2012 tarih 2012/1-196 Esas 2012/396 Karar sayılı kararında da belirtilmektedir.
Bu nedenle Kurumun 01/04/2009-01/05/2010 tarihleri arasında ödenen 7.548,42 TL’yi geri istemesi ve devam eden sigortalılığı nedeniyle 01/04/2009-02/07/2010 tarihleri arasındaki dönem için 6.016 TL prim tahsilatı yapması yerinde olup yine bu dönemde devam eden sigortalılığı nedeniyle sağlık yardımlarından yararlanabileceğini göz ardı ederek haksız karne kullanımı nedeniyle borç çıkartması doğru olmamıştır.
Bu nedenle, davacının 01/04/2009-02/07/2010 tarihleri arasındaki devam eden sigortalılığı nedeniyle sağlık yardımlarından yararlandırılması gerektiğinden haksız karne kullanımı nedeniyle çıkartılan borç miktarının davacıya iade edilmesi doğru ise de Kurumun 01/04/2009-01/05/2010 tarihleri arasında ödenen 7.548,42 TL’yi geri istemesi ve devam eden sigortalılığı nedeniyle 01/04/2009-02/07/2010 tarihleri arasındaki dönem için 6.016 TL prim tahsilatı yapması yerinde olduğundan bu yönlerden davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24/10/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.