Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/11010 E. 2013/18940 K. 22.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11010
KARAR NO : 2013/18940
KARAR TARİHİ : 22.10.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalı Kurum tarafından gönderilen ödeme emrinin iptaline, banka hesabına konulan blokelerinin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda; bozmaya uyarak ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı vekilince istenilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22/10/2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı … vekili Avukat … geldiler. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava nitelikçe dava dışı … Şirketin 2007 yılı 6.ay ile 2010/2 aylar arasında kalan döneme ilişkin pirim ve gecikme zammı borçları nedeniyle, … Yönetici olduğundan bahisle davacıya gönderilen ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Dairemizin dava konusu ödeme emri yönünden dava 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılmadığından işin esasına girilmeden davanın reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı adına düzenlenen ödeme emrinin aynı çatı altında birlikte sakin reşit baldızı … imzasına 09.07.2010 tarihinde tebliğ edildiği ve iptal davasının da 23.07.2010 tarihinde açıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık ödeme emrinin tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı giderek iptal davasının hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığına ilişkindir.
Davanın bu yönüyle yasal dayanağını oluşturan 7201 sayılı Tebligat Kanunun16. ve 22. Maddeleridir. Tebligat Kanunun 16. Maddesinde “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğin kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılacağı”, 22. Maddesinde ise “Muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran on sekiz yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerektiği” düzenlenmiştir. Tebliğ tarihinde yürürlükte bulan tebligat tüzüğü ile halen yürürlükte bulunan yönetmelik hükümleri de aynı doğrultudadır.
Somut olayda kendisine tebliğ yapılan …’ın 1995 doğumlu olduğu temyiz dilekçesi ekindeki nüfus cüzdan fotokopisinden anlaşılmaktadır. Öte yandan tebligat parçasına tebliğ memurunca aynı çatı altında oturduğuna ilişkin kaşe basılmış ise de adı geçenin öğrenci olduğu ve yatılı okuduğu, diğer bir deyişle tebligat yapılan adreste bulunma nedeninin geçici olduğu dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Tebliğ ile ilgili Yasa ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak yasa ve tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisinde daima göz önünde tutulmalıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır. Hal böyle olunca da görünüşüne göre 18 yaşından büyük olduğuna ilişkin açıklama içermeyen, geçici olarak bulunulan konutta 15 yaşındaki kişiye yapılan tebligatın geçersiz olduğu ortadadır.
Her ne kadar davanın hak düşürücü sürede açılmadığından reddi gerektiğine ilişkin bozma ilamına uyulmuş ise de, ödeme emrinin tebliğinin geçerli olduğuna ilişkin bozma konusu değerlendirmenin (Bozma sonrasında sunulan belgelerin ışığında) maddi hataya dayalı olduğu ve maddi hataya dayalı olarak hak elde etmek evrensel evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (Hukuk Genel Kurulu’nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E., 2004/19 K.). Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001). Hal böyle olunca da maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan Dairemiz bozma ilamı ile davalı yararına usuli kazanılmış haktan söz etmek mümkün değildir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle davacının görevde bulunduğu süre ve bu dönemdeki mevzuat hükümleri dikkate alınarak davanın esası hakkında bir karar verilmek gerekirken, davanın süresinde açılmadığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 990.00.TL. duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 22.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.