Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/3867 E. 2013/6674 K. 04.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3867
KARAR NO : 2013/6674
KARAR TARİHİ : 04.04.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, meslek hastalığı sonucu maluliyetinden doğan maddi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan … akaryakıt İkmal ve … Pol. Tesisleri vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, temyizin kapsamı ve temyiz nedenlerine göre, davacı ile temyiz eden davalı … Akaryakıt İkmal ve … Pol Tesisleri İşletme Başkanlığı’nın aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
3-Dava Meslek Hastalığı sonucu % 57,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davalılardan …’na yönelik davanın reddine, maddi zarar sigorta tahsisleri peşin sermaye değeri ile karşılandığından maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulü ile meslek hastalığının ortaya çıktığı tarihten itibaren faiz işletilmesine karar verilmişse de manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, manevi tazminat fazla takdir edildiği gibi, meslek hastalığının tespit tarihi belirletilmeden “hastalığın ortaya çıktığı tarihten itibaren” faiz işletilmesine karar verilerek infazda tereddüt doğurur biçimde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Davacının % 57,00 oranında sürekli iş göremezliğine neden olana meslek hastalığının ortaya çıkmasında davacının ve davalının kusurun bulunmadığı % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 70.000,00.-TL manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır.
Öte yandan davacı hüküm altına alınacak tazminatlara meslek hastalığının tespit tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiş olup, mahkemece bu tarih belirtilmeksizin “hastalığın ortaya çıktığı tarihten itibaren” faiz işletilmesine karar verilerek, hüküm altına alınan tazminata uygulanacak faizin başlangıcı yönünden infazda tereddüt yaratılmak suretiyle HMK’nun 297/2 maddesine aykırı biçimde hüküm fıkrası oluşturulduğu ortadadır.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın fazla takdiri ile faiz başlangıcı yönünden infazda tereddüt yaratır biçimde hüküm fıkrası oluşturulması suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 04/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.