Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2013/9753 E. 2013/17201 K. 26.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9753
KARAR NO : 2013/17201
KARAR TARİHİ : 26.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar, davalılardan … ve … Turizm Nak. İnş Tic. Ve San. Ltd. Şti. Vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dava, 28.08.1997 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahibi eş ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalılardan … ve … Tur.Yat.A.Ş. hakkındaki davaların reddine, davalı … ve davalı … Tur.Yat.A.Ş. Dışındaki davalılar yönünden ise, 18.02.1998 tarihli ibraname dikkate alınarak davacı eşin maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, davacı çocukların maddi tazminat taleplerinin reddine, manevi tazminat taleplerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden;davaya konu olayın SGK Başkanlığı tarafından iş kazası olarak nitelendirildiği, kaza nedeniyle sigortalının vefat ettiği, kazanın oluşumunda ölen sigortalının kusurlu bulunmadığı, davacının maddi zararının tespiti için alınan hesap raporunda 18.02.1998 tarihli ibraname nedeniyle maddi zarardan indirim yapıldığı anlaşılmaktadır.
Alacaklının alacak hakkından vazgeçmesini ve bu suretle borçlunun borçtan kurtulmasını kapsayan akde “ibra” denir. İbranamenin kural olarak işçiye veya hak sahiplerine yapılmış olan ödeme ile sınırlı olmak üzere bağlayıcılığı asıldır. Gerçek anlamda ibranameden söz edebilmek için işçiye veya hak sahiplerine yapılan ödemenin niteliği ve miktarı açık olarak ibranamede gösterilmelidir.

Somut olayda, Adana 7. Noterliğinin 18.02.1998 tarih ve 28027 yevmiye numaralı “İbraname” başlıklı belgede davacı …, kendisine asaleten ve 4 çocuğuna velayeten “… Oteli inşaatı sahasında, davalı …’ne ait bulunan seyyar beton pompasının çalışması sırasında oluşan kazada hayatını kaybeden … mirasçıları olarak, … adına … Tut. Nak. İnş.Tic. Ve San. Ltd Şti’nden SSK’dan verilecek tazminat ve aylıklar hariç olmak üzere maddi ve manevi tazminat karşılığı olarak 1.500.000.000 TL tarafımızdan tahsil edilmiştir. …. aldığımız bedel karşılığında … ve … Tur. Nak. İnş.Tic. Ve San. Ltd Şti”ni işbu kazadan dolayı tamamen ibra ettiğimizi…. beyan ederiz.” şeklinde ibra konusundaki iradelerini beyan ve ikrar etmiştir.Bu anlamda dosyaya ibraz edilen ibranamenin geçerli bir ibraname olduğu açıktır.
Hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez. Bir defada istenilmesi gerekir. Yargıtay H.G.K’nun 25.9.1996 gün ve 1996/21-397-637 karar ile 13.10.1999 gün ve 1999/21-684-818 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
Noterde düzenlenen ve aksi yine aynı kuvvetteki yazılı delille ispatı gereken 30.11.2006 tarihli ibraname ile davacının aynı olay nedeniyle maddi ve manevi zararlarına karşılık olarak 15.000,00 TL aldığının anlaşılmasına ve manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine göre maddi ve manevi tazminat davasının davalılar … ve … Tur. Nak. İnş.Tic. Ve San. Ltd Şti bakımından da reddi yerine yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- Öte yandan maddi tazminatın belirlenmesinde ise sigorta tahsislerinin ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir bölümü yerine tüm peşin sermaye değerinin indirilmesi suretiyle hataya düşüldüğü görülmektedir.
Davanın bu yönüyle yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55.maddesi oluşturmaktadır. Anılan maddede; “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6098 sayılı Yasa ile aynı tarihte yürürlüğe giren 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır.” Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanması gerekir.

Davaya konu iş kazası 5510 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce meydana geldiğinden, Kurumca rücu edilebilen peşin değer 506 sayılı Kanunun 26. maddesine göre belirlenmelidir. İşverenin 506 sayılı Kanunun 10. maddesine dayanan sorumluluk hali, kendisinin zamanında bildirimde bulunmamasından kaynaklandığından, hiç kimse kendi kusurundan yararlanamayacağından, bu halde dahi 26. maddeye göre rücu edilebilen miktar kadar indirim yapılması gerekecektir.
Anayasa Mahkemesinin 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E: 2003/10, K: 2006/106 sayılı Kararı ile 26. maddedeki “sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptaline karar verilmiştir. 26. maddedeki anılan cümlenin iptali ile Kurumun rücu hakkının yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı yada hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, rücu davasında, ilk peşin değerli gelirin tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekir.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde, açıkça gelirlerde meydana gelen artışların istenemeyeceği belirtilmiştir.
Bu nedenle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra 26. maddeye dayanılarak açılan rücu davalarında artışlar istenemeyeceğine göre, böyle bir ibare bulunmayan 10. maddeye dayanan rücu davalarında da gelirlerdeki artışların istenemeyeceği açıktır. HGK.19.03.2008 gün ve 2008/10-254E.-2008/266 K. sayılı Kararı da bu yöndedir.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, Kurumca hak sahibi eş ve çocuklara bağlanan gelirin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmının hesaplanarak, bilirkişi raporunda belirlenen zarar tutarından indirilmesi gerekirken, yazılı şekilde fazla indirim yapılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacılar ve davalılardan … ve … Tur. Nak. İnş.Tic. Ve San. Ltd Şti’nin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılar ve davalılardan … ve … Tur. Nak. İnş.Tic. Ve San. Ltd Şti’ye iadesine
26.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.