Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2015/11727 E. 2016/8622 K. 23.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11727
KARAR NO : 2016/8622
KARAR TARİHİ : 23.05.2016

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, ödenmeyen faiz alacağının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının faiz alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının dava dışı işyerinde en son aylık 2700 Lira ücretle çalıştığını beyanla prime esas kazancının tespitini talep ettiği, mahkemece davanın kısmen kabulü ile davacının 10.04.2002-05.01.2007 tarihleri arasında en son net 2700 Lira ücretle çalıştığının tespitine karar verildiği, Yargıtay 10.HD’nin 17.03.2014 tarihli, 2013/10306E, 2014/5940K sayılı kararı ile yargılama sırasında uyuşmazlık giderildiği için hükmün “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde düzeltilerek onandığı, 01.02.2007 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alan davacının davalı Kurum tarafından 2002-2007 arasındaki kazançları güncellenerek fark yaşlılık aylığı tutarı 33.581,13 Lira alacağın 2012/Kasım aylığı ile birlikte ödenmek üzere tahakkuk ettirildiği, davacının ibraz ettiği 20.11.2012 tarihli dekont üzerinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak ihtirazı kayıt ile 32.000 Lira aylık farkını aldığı anlaşılmaktadır.
Faiz kavramı alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlanmaktadır. Faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer’isi niteliğindeki (BK. Md.113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması ya da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal bir gerekliliktir.
Somut olayda, prime esas kazancın değişmesinden doğan yaşlılık aylığı farkı olan asıl borcun davalı Kurumca kabul edilip ödenmiş olması ve davacının da faiz hakkını saklı tutması karşısında artık faiz hakkının doğmadığı ve davalı Kurumun faiz alacağından sorumlu tutulamayacağı düşünülemez.

Yapılacak iş, ilgili bankadan davacının faiz hakkını saklı tuttuğuna dair dekont örneğini istemek, davacının faiz hakkını saklı tuttuğunun anlaşılması halinde sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine
23.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.