YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/12483
KARAR NO : 2016/6466
KARAR TARİHİ : 12.04.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İŞ) Mahkemesi
Davacı, sigorta başlangıç tarihinin 2.6.1989 olduğunun tespitiyle yaşlılık aylığına hak kazandığına biriken aylıkların faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.1989 olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, yargılama sonucunda 26.02.2015 tarihli oturumda, tefhim edilen kısa kararda; “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı …’ın 2714100875754 nolu işyerinde 01.06.1989 tarihinde bir gün süre ile asgari ücret üzerinden çalıştığının tespitine, davacı tarafın tahsis, uyarlanma ve emeklilik aylığı taleplerinin TESPİTİNE” karar verildiği, ancak gerekçeli kararın gerekçe bölümünde; “her ne kadar bu talepler yönünden kısa kararda “TESPİTİNE’ ibaresi yer almış olsa da; taraflara sözlü olarak “REDDİNE” olarak hükmün okunduğu, ancak maddi hatadan kaynaklı bu şekilde yazılan kısa karar imzalanmış ve daha sonra değiştirilmediği, bu hususun maddi hatadan kaynaklanması sebebiyle gerekçeli kararda düzeltilme yapıldığı belirtilerek, hüküm bölümünde; “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı …’ın 2714100875754 nolu işyerinde 01/06/1989 tarihinde bir gün süre ile asgari ücret üzerinden hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, davacı tarafın tahsis, uyarlanma ve emeklilik aylığı taleplerinin REDDİNE,” şeklinde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
HMK.’ nın 294. maddesi; “(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.” şeklindedir. HMK’nın 297/2. maddesinde de taleplerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.’ nın yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda; “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı …’ın 2714100875754 nolu işyerinde 01.06.1989 tarihinde bir gün süre ile asgari ücret üzerinden çalıştığının tespitine, davacı tarafın tahsis, uyarlanma ve emeklilik aylığı taleplerinin TESPİTİNE,” şeklinde karar verilmesine rağmen gerekçeli kararda, “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı …’ın 2714100875754 nolu işyerinde 01/06/1989 tarihinde bir gün süre ile asgari ücret üzerinden hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespitine, davacı tarafın tahsis, uyarlanma ve emeklilik aylığı taleplerinin REDDİNE,” şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de, davacının usulüne uygun harç yatırarak dava konusu haline getirmediği “yaşlılık aylığının tespit edilen yeni duruma göre uyarlanması” ile ilgili hüküm kurulması hatalı olmuştur.
O halde davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.