YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14913
KARAR NO : 2016/8151
KARAR TARİHİ : 09.05.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İŞ) Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine, karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle, temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu % 9 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve kazanın meydana gelişinde davacı sigortalının % 25, davalının % 75 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Tazminatın saptanmasında, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik oranı, kusur dağılımı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ve ödenen geçici iş göremezlik ödeneği gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan tazminat miktarının işçinin kaza tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez. Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise; 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, bilinen son kazancının yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulması suretiyle, 60 yaşından sonra da PMF tablosuna göre bakiye ömrüne kadar (pasif) olan dönemde ise asgari geçim indirimi dikkate alınmaksızın hesaplanacak net asgari ücretle elde edeceği kazançların ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Öteyandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. hükmüne yer verilmiştir. Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Somut olayda; hükme esas alınan davacının maluliyetinin tespitine dair Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 01.07.2013 tarihli raporunda, geçici iş göremezlik süresi 3 ay olarak belirtilmişken; itiraza uğrayan 25.05.2012 tarihli Egitim ve Araştırma Hastanesi raporunda belirtilen 9 aylık süreyi geçici iş göremezlik süresi olarak esas alan hesap raporuna itibar edilerek hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş; uzman hesap bilirkişisinden yukarıda belirtilen prensiplere uygun, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen şekilde geçici iş göremezlik süresi 3 ay kabul edilerek, hesap raporu aldırılması; bu rapora göre belirlenen toplam zarardan, davacıya SGK tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile iş kazası nedeniyle bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinin davalı işverene rücu edilebilir kısmının tenzil edilmesi sonucu karşılanmayan zararın tespit edilmesi ile davacının kararı temyiz etmemiş olduğu dikkate alınarak usuli kazanılmış haklara uygun karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 09/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
C.C