YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/21357
KARAR NO : 2016/7870
KARAR TARİHİ : 03.05.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; 15.10.2002 tarihinde trafik iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece; ihbar olunanlar …, …, … davada taraf olmadıklarından leh ve aleyhlerine hüküm tesisine mahal bulunmadığına, dahili Davalı …’ın davanın devamı sırasında vefatı sebebiyle davaya dahil edilen mirasçıları …, …, … ve … ile dahili davalılar …, … aleyhine usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından hüküm tesisine mahal bulunmadığına, davalılar …, …, … ile davanın devamı sırasında aleyhine davaya devam olunan davalı … mirasçıları …, …, … aleyhine açılan davanın reddine dair hükmün davacı tarafça temyiz edilmemesi üzerine kesinleşen hususta yeniden hüküm tesisine mahal bulunmadığına, karar verilmiştir.
Dosya kapsamından davacılar yakını …’ın 15.10.2002 tarihli trafik iş kazasında yaşamını yitirdiği, davacıların … Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları 11.08.2003 tarihli dava ile …, …, … ve …’e husumet yönelterek manevi zararlarının tazminini istedikleri, “Asliye Hukuk Mahkemesi” sıfatıyla yapılan yargılama esnasında …, … ile …’nin de davaya dahil edildikleri, Mahkemece verilen 06.12.2007 tarihli ilk karar ile; “Davalılar …(mirasçıları …, … ve …), …, …, …, … ve … hakkındaki açılan davanın reddine, davalı … aleyhine açılan davanın ise kısmen kabulü” karar verildiği, bu kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.02.2009 tarih, 2008/12351 Esas-2009/2707 Karar sayılı kararı ile “yargılama görevinin iş mahkemelerine ait olduğu” gerekçesi ile görev yönünden bozulduğu, bozmaya uyan Mahkemece bu kez “iş mahkemesi sıfatıyla” 05.11.2009 tarihli kararın verildiği, bu kararın 06.12.2007 tarihli ilk karar ile aynı içerikte olduğu, “iş mahkemesi sıfatıyla” verilen bu kararın “davalılardan” … vekilince temyizi üzerine bu kez Dairemizin 21.09.2010 tarih 2010/1876 Esas-2010/8790 Karar sayılı ilamı ile ” kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden 19.10.2007 tarihli kusur raporu esas alınarak yazılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğu” gerekçesi ile bu ikinci kararında bozulduğu, davacılar vekilinin bu ikinci bozma sonrasında …(mirasçıları), … ile … Belediye Başkanlığının davaya dahil edilmesine yönelik dilekçe sunduğu, “husumetin yaygınlaştırılmasına ilişkin” bu talepler anında davacılarca ödenen herhangi bir yargı harcının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İnceleme konusu dosyadaki ihtilafın çözümü için öncelikle “dava açılması” yöntemine değinmekte fayda vardır.
Bilindiği üzere her dava bİr dilekçe ile açılır. Dava dilekçesinde nelerin yer alacağı HMK’nın 119 uncu maddesinde belirtilmiş olunup buradaki(dava dilekçesindeki) eksikliklerin giderilmesi mahkemece gözetilecek bir husustur. Bu noktada mahkeme dava açın dilekçede bir eksiklik görürse davacı yana bunu gidermesi için bir haftalık kesin süre verir(HMK 94 md).Yine dava dilekçesinin mahkemeye verilme anında harca tabi davalarda davacıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda ayrıca nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Bu husustaki eksiklik de yine mahkemece gözetilecek gerEktiğinde davacıya kesin süre verilecektir.
Buraya kadar açıklamalar sonrasında somut olaya gelecek olursak Mahkemece verilen 06.12.2007 tarihli ilk karardan itibaren …, …, … ve … dışındaki bir kısım kişiler de davalı olarak nitelendirilmiş, bu kişiler hakkında hüküm ihdas edilmiş ve giderek Yargıtay incelemesi sırasında bu husus Bozma nedeni yapılmayarak kapsam dışı bırakılmıştır. Yukarıda açıklandığı üzere gerek dava açan dilekçede gerekse dava açılış zamanında ödenmesi gereken yargı harçlarında bir eksiklik var ise bu husus resen mahkemece gözetilecektir. Ayrıca yine değinmekte fayda olan diğer bir husus da yargılama sırasındaki nitelendirme her zaman mahkemeye aittir. Bu kapsamda davacıların …, …, … ve … dışındaki bir kısım kişilere de husumetlerini yaygınlaştırmak iradesini ortaya koydukları dilekçelerinin “birleştirme talepli yeni dava dilekçesi” olarak kabulünün zorunluluğu açıktır. Kaldı ki önceki verilen kararların Yargıtay incelemesi sırasında da bu durum böyle kabul edilmiş ve buna göre de bozma nedeni yapılmamıştır. Hal böyle olunca 11.08.2003 tarihli davanın tarafı olan …, …, … ve … dışındaki kişilerin “ihbar olunan” ve “dahili davalı” olarak nitelendirilmesinin doğru olmayacağı açıktır.
O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yapılacak iş; davacıların …, …, … ve … dışındaki kişilere yönelik husumetlerini yaygınlaştırmak için taleplerini içerir dilekçelerinin “birleştirme talepli yeni dava dilekçesi” olarak kabulü ile varsa bunlardaki eksiklikler ile yine dava açılırken ödenen harçlara dair eksiklikler için davacılara süre verilmesi bu eksikliklerin giderilmesi halinde asıl ve birleşen davaların tarafları bakımından tüm delillerin bir arada değerlendirilerek neticesine göre karar verilmesinden, aksi halde ise bu kişiler(…, …, … ve … dışındaki kişiler) bakımından şimdiki gibi haklarında usulünce açılmış bir dava bulunmadığından hüküm tesisine yer olmadığına karar vermekten ibarettir.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iaresine, 03.05.2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.