Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2016/503 E. 2016/6010 K. 05.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/503
KARAR NO : 2016/6010
KARAR TARİHİ : 05.04.2016

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, sigorta başlangıç tarihinin 01/09/1999 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 01/09/1999 olduğunun tespiti ile davalı işverene ait işyerinde geçen sürelere ilişkin yatırılmayan primlerinin yatırılmasını istemiştir.
Mahkemece, davacının sigorta başlangıç tarihinin 01/09/1999 olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının davalı işverene ait işyerinde 01/10/1999 tarihinde işe girdiğine ilişkin bildirgenin yasal süresinde Kuruma verildiği ve davacının davalı işyerinde geçen 01/10/1999-2015/5. aylar arasındaki sigortalı çalışmasının bildirildiği, davacının işyeri sicil dosyasının dosya kapsamında bulunduğu anlaşılmıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasada yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun’un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.

Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerine askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa’dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Ayrıca çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir.
Öte yandan, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 10/9/2014 tarih ve 6552 sayılı kanunun 64. Maddesi ile değişik 7. Maddesinin son fıkrasında “Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda, davacı sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti ile 01/09/1999-01/10/1999 tarihleri arasındaki bir aylık hizmetinin tespiti talep etmiş olduğu halde Mahkemece yalnızca davacının sigortalılık başlangıç tarihinin 01/09/1999 tarihi olduğununun tespitine karar verilmiş, çalışmasının bildirildiği 01/10/1999 ile 01/09/1999 tarihi arasındaki süre yönüden hüküm kurulmamış ve bu karar davacı tarafından temyiz edilmemiştir. Böyle olunca davacının çalışmasının bildirildiği süre ile tespit edilen 01/09/1999 tarihi dikkate alındığında blok çalışmadan söz edilemeyeceğinden ve 01/09/1999 tarihinde yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmamasına göre dava tarihine göre hak düşürücü süreye uğradığı anlaşıldığından 1 günlük süre ile ilgili hüküm kurulması hatalı olmuştur.
Kabule göre de, dava 6552 sayılı Kanundan sonra 20/05/2015 tarihinde açılmış olup, Kanunun 64. maddesi gereğince davanın açıldığı tarihte davalı Kurumun fer’i müdahilliği söz konusu olduğu, müdahil lehine veya aleyhine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği göz önüne alınmadan SGK aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olduğu gibi karar başlığında davalı vakfın ismin yanlış yazılması da doğru değildir.
O halde davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılardan …’na iadesine, 05/04/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.