Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2016/6267 E. 2016/6804 K. 18.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6267
KARAR NO : 2016/6804
KARAR TARİHİ : 18.04.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı, davalı işyerindeki çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1- Yerel Mahkeme, davacı vekilinin tefhim edilen kararı temyiz dilekçesinin süresinde olmadığından bahisle 14.06.2013 tarihli ek kararı ile davacının temyiz isteminin reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, 30.06.2014 tarihinde tebliğ edilen temyiz talebinin reddine dair ek kararı, 16.06.2014 tarihinde süresinde temyiz etmiştir.
Temyiz edilen gerekçeli kararın 14.02.2014 tarihinde tebliğ edildiği, davacı vekilinin 19.02.2014 tarihli temyiz istemi hükmün tebliğ tarihine göre süresinde olmakla, temyiz isteminin reddine dair 2012/153E, 2013/782K sayılı, 14.06.2013 tarihli ek kararın bozularak kaldırılması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/son maddesi gereğince asıl hükmün temyizini amaçlayan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
2-İşin esasına gelince;
Dava, davacının 1974-1985 yılları arasında davalı işyerinde geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” hükmünü içermektedir. Madde hükmünden yazılı hak düşürücü sürenin, yönetmelikte belirtilen belgeleri işveren tarafından Kuruma verilmeyen sigortalıları kapsamakta olduğu, işe giriş bildirgesi verilmiş sigortalılar yönünden hak düşürücü sürenin işlemeyeceği anlaşılmaktadır. Yargıtay HGK’nun 03.03.2004 tarih 2004/21-139 Esas-117 Karar ve 05.02.2003 tarih 2003/10-7 Esas-53 Karar sayılı ilamları da bu yönlere işaret etmektedir.
İşverenin, sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde, işverence Kuruma verilecek belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu ve diğerleri şeklinde sıralanmıştır. Bu belgelerden birisinin dahi Kuruma verilmiş olması veya Kurumca fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir.
Kesintili çalışmanın varlığı halinde ise, kesintinin öncesi ve sonrasında oluşacak her çalışma devresi için dava koşullarının varlığı yukarıda belirtilen olgular dikkate alınarak belirlenecektir.
Ancak, çalışmasının kesintisiz olarak devam ettiği iddia edildiğinde çalışmanın blok halinde, kesintisiz olduğu kanıtlanırsa, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceğinden işin esasına girip tüm delilleri değerlendirerek bir sonuca ulaşmak gerekmektedir.
Somut olayda, birden fazla işe giriş bildirgesinin verilmesi, bordro tanıklarının soyut beyanları ve tespiti istenen dönemin sonu olan 1985 yılından itibaren davanın açıldığı 27.01.2005 tarihine kadar hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiş ise de hak düşürücü sürenin hatalı değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki ve sonraki çalışmalarının bildirgenin verildiği tarihi de kapsar şekilde kesintisiz devam etmesi halinde, hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Blok halinde bir çalışma söz konusu olduğunun tespiti durumunda hak düşürücü süre geçmiş olmayacaktır. Bunun yanı sıra dosya içinde davalı işyeri bordrolarının tamamı olmadığı gibi dinlenen tanıkların ihtilaflı dönemin tamamında çalışması kayıtlara geçmiş kişilerden olup olmadığı denetlenmeden bordro tanığı olarak kabul edilmesi ile işbu davanın kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde bulundurulmadan re’sen bordro tanığı tespit edilerek beyanlarına başvurulmadan eksik araştırma ve inceleme ile davanın reddine karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yapılacak iş, davalı işyerinin hangi tarihler arasında kanun kapsamında olduğunu davalı Kurumdan sormak, ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordrolarının tamamı ile beyanına başvurulan ve başvurulacak tanıkların hizmet cetvellerini davalı Kurumdan istemek, dönem bordrolarında kayıtlı ve tarafsız tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak, davalı işyerindeki çalışmanın mevsimlik bir çalışma olup olmadığını, davacının yılın tamamında çalışmasının bulunup bulunmadığını sormak, davalı işyeri bordolarında adı geçen kişilerin adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmemesi halinde, Sosyal Güvenlik Kurumu, zabıta, maliye, meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tespit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yerel Mahkemenin davacının temyiz isteminin reddine ilişkin 2012/153E, 2013/782K sayılı, 14.06.2013 tarihli ek kararının BOZULARAK kaldırılmasına ve asıl hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 18.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.