YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/23458
KARAR NO : 2013/11414
KARAR TARİHİ : 20.05.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, cezai şart alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davalı ile müvekkili şirket arasında yapılan belirsiz süreli iş sözleşmesi gereğince davalının 17.08.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, son ücretinin aylık brüt 4.200,00 TL olduğunu, 27.09.2010 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığını ve Başaran Naz Bağımsız Denetim Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik A.Ş. isimli rakip şirkette çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin 24. maddesi gereğince her yılın Eylül ayı başından gelecek yılın Mart ayı sonuna kadar geçen sürede sebep olmaksızın sözleşmenin feshedilmesi halinde son brüt maaşının dört katı tutarında cezai şart ödeneceğinin hükme bağlandığını ve düzenlemenin karşılıklı yapıldığını ayrıca iş sözleşmesinin 23. maddesinin 2. fıkrası gereğince personelin istifa etmesi halinde iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten bir yıl süre ile rakip şirketlerden birinde çalışamayacağını ve aksi halde son brüt maaşının oniki katı tutarında cezai şartı şirkete ödemesi gerekeceği hükme bağlandığı beyanla davalarının kabulü ile 23. maddenin ihlali sebebiyle ve 24. maddenin ihlali sebebiyle 1.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin davacı şirkette 18.09.2006 tarihinde çalışmaya başladığını iş ilişkisinin 30.11.2009 tarihinde son bulduğunu ve kendisine kıdem tazminatının da ödendiğini askerlik sonrası davacı işyerinde yeniden çalışmaya başladığını davaya dayanak olan sözleşmenin 14.06.2010 tarihinde yapıldığını, üç ay sonra 21.09.2010 tarihinde müvekkilinin yoğun çalışma şartları, sürekli fazla mesai yapması, Cumartesi günleri tüm gün ve bazen Pazar günleri de çalışmak durumunda kalması ve bunlar için ayrıca ücret ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshetmek durumunda kaldığını, rekabet yasağı ile ilgili hükmün ise geçerli olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şartın tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle dikkate alınması gereken husus uyuşmazlığın 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya iş kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi” dir.
Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348. maddesi “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet sözleşmesinde her iki taraf, sözleşmesinin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise caizdir. İşçi, sözleşmesinin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.” hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin sözleşme yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme, iş sözleşmesi içinde yer almakla birlikte iş sözleşmesi süresi içinde yapılmaması gereken bir hususta değil, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir.
İş sözleşmesinin devamı sırasında rekabet yasağının ihlali şeklindeki sadakatsizlik iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturur. Bu rekabet yasağının sözleşmeden veya kanundan kaynaklanmasının hukuki sonuçları aynıdır.
Oysa somut uyuşmazlıkta davacı taraf, davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi sebebiyle cezai şart istemektedir. Rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitiminden sonraki bir tarihte ihlal edilmesi iş mahkemelerini görevli olmaktan çıkarmaktadır. Ayrıca rekabet yasağının belirlenmesinde ticari sırrın ne olduğu uzman mahkemelerce değerlendirilmesi gereken ve piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesiyle kanun koyucu çok açık bir şekilde 818 sayılı Kanun’un 348. maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.02.2012 tarihli 2011/11-781 esas, 2012/109 karar sayılı ilamında da hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 818 sayılı Kanun’un 348. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara ilişkin davaların 6762 sayılı Kanun’un 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir.
Açıklanan sebeplerle, mahkemece ticaret mahkemelerinin görevine giren davanın görev yönünden reddi yerine esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Bu sebeplerle mahkeme kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.05.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.