YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/25650
KARAR NO : 2013/15420
KARAR TARİHİ : 25.06.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, ücret alacağı ve hafta tatili ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalıya ait işyerinde 20.11.2000-24.08.2009 tarihleri arasında çalıştığını, aylık ücretlerinin ödenmemesi nedeni ile iş sözleşmesini haklı sebebe dayalı feshettiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacının bir başka işyerinde çalışmak amacı ile iş sözleşmesini feshettiğini, hak kazandığı fazla çalışma ve hafta tatili ücret alacaklarının ödendiğini ve müvekkilinin bakiye 2.078,20 TL ücret alacağını ödemeye hazır olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu, fazla mesai ve hafta tatillerinde çalışma iddiasını tanık beyanları ile ispatladığı ve davacının ödenmeyen 2.465,38 TL aylık ücret alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı taraf temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında işçi ücretlerinin ödenmesi konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 37. maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası ” verilmesi zorunludur.
Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir.
Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir.
Somut olayda; davacı 2009 yılı Mart-Ağustos ayları arasındaki dönemde hak kazandığı ücret alacaklarının ödenmediğini ileri sürmektedir. Davalı işveren, uyuşmazlık konusu dönemde hak kazandığı ücret alacaklarının bir bölümünün banka kanalı ile işçiye ödendiğini savunmuştur.
Dosya içerisine ibraz edilen banka kayıtlarının incelenmesinde, davalı işveren tarafından ücret açıklaması ile çeşitli tarihlerde ödeme yapıldığı görülmektedir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yapılan ödemelerin bir bölümü davacının uyuşmazlık konusu dönemde hak kazandığı toplam ücret alacağından mahsup edilmiştir. Ancak, Şubat-Mart ayı ücreti açıklaması ile 29.06.2009 tarihinde yapılan 400,00 TL’lik ödeme, davacının uyuşmazlık dışı Şubat ayı ücretine ilişkin olduğu gerekçesi ile hesaplama dışı bırakılmıştır. 28.05.2009 tarihinde yapılan 300,00 TL ödeme ise, ait olduğu döneme ilişkin herhangi bir açıklama yapılmadığı gerekçesi ile toplam ücret alacağından mahsup edilmemiştir.
Her ne kadar 29.06.2009 tarihli ödemenin Şubat-Mart ayı ücreti olduğu belirtilmiş ise de; bu ödemeden önce 15.04.2009 tarihinde, davacıya Şubat ayı ücreti olarak 250,00 TL ödendiği görülmektedir. Bu durumda 400,00 TL lik bu ödemenin bir miktarının davacının Mart ayı ücretine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 28.05.2009 tarihinde yapılan ödemenin ise ücret açıklaması ile gerçekleştirildiği banka kayıtları içeriği ile sabittir. Uyuşmazlık konusu dönem içerisinde yapılan bu ödemenin hangi aya ait ücret olduğu hususu gerekirse davacı isticvap edilerek açıklığa kavuşturulmalı ve sonucuna göre, uyuşmazlık konusu dönemde yapılan ücret ödemelerinin tamamı, davacının hak kazandığı toplam ücret alacağı miktarından mahsup edilerek hüküm kurulmalıdır. Eksik incelemeye dayalı karar verilmesi isabetsizdir.
3-Mahkemece 24.05.2012 tarihli celsede davacıya eda ettirilen yeminin usûle uygun olup olmadığı da taraflar arasındaki diğer uyuşmazlık noktasını oluşturmaktadır.
Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Kanun’un 225. maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md. 226).
Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Yasa Md. 227-228).
Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır.
Kanun’un 233. maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin. “Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?” şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından “Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.” denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 237 ve müteakip maddeleri uyarınca, hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder.
Somut olayda, davalı işveren vekili, davacının bir başka iş yerinde çalışmak amacı ile işten ayrılıp ayrılmadığı, işyerinde fazla çalışma yapılıp yapılmadığı, hafta tatillerinde çalışılıp çalışılmadığı ve fazla çalışma ile hafta tatili ücret alacaklarının ödenip ödenmediği hususlarında davacıya yemin teklif etmiştir.
Mahkemece, yeminin eda ettirildiği 24.05.2012 tarihli celsede, davacının kimlik bilgileri tespit edildikten sonra, davacıya yeminin hukuki ve cezai sorumlulukları hatırlatıldığı, yemin metninin bizzat huzurda okunduğu ve davacıya yemininin yaptırıldığı belirtilmiş ,ancak .yemin teklif edilen hususlara ilişkin davacının beyanı belirlenmemiş ve bu husus tutanağa geçirilmemiştir. Mahkemece bu şekilde eda ettirilen yemin, 6100 sayılı Kanun’un 233 ve devamındaki maddelerde öngörülen düzenlemelere uygun değildir. Özellikle 6100 sayılı Kanun’un 238 madde yemin eden kimsenin beyanının tutanağa geçirileceği açıkça belirtilmiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi davacının yemin teklif edilen sorulara ilişkin beyanları tutanağa geçirilmeyerek usule aykırı eda ettirilen yemin doğrultusunda karar verilmesi de hatalı olup bu husus ayrı bir bozma sebebi olarak kabul edilmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.06.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.