Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/18080 E. 2013/18602 K. 12.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18080
KARAR NO : 2013/18602
KARAR TARİHİ : 12.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait işyerinde 12.03.2003-02.07.2009 tarihleri arasında şube müdürü olarak görev yaptığını, iş akdinin ekonomik kriz sebep gösterilerek haksız olarak sonlandırıldığını, asıl sebebin genel müdür ile anlaşamamasından kaynaklandığını beyanla davanın kabulü ile feshin geçersizliğinin tespitine, müvekkilinin işe iadesine ve işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminatının 8 aylık ücreti tutarı olarak belirlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının satış danışmanı olarak çalıştığını, şirkette ekonomik sıkıntı olması sebebiyle işten çıkarıldığını, küçülme yoluna gidildiğinden son olarak personel azaltmak zorunda kalındığını, tüm haklarının ödendiğini, davanın haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, gerek personel hareketleri bakımından küçülmeye gidilmek durumunda kalındığı savunmasının kayıtlar ile çelişmesi ve işten çıkarılanların yerine yeni eleman alımı yapıldığının tespit edilmesi ve gerekse ekonomik kriz nedeniyle zarar edildiği konusundaki savunmanın 2007 ve 2008 yılı bilançoları incelendiğinde işçi çıkarılmasını haklı kılacak durumda olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi üzerine Dairemizin 19.01.2012 tarihli bozma ilamı ile davalı işverence alınan işletmesel kararın tutarlılık; keyfilik; daha sonrada feshin kaçınılmaz olup olmadığı kapsamında ölçülülük ve gereklilik denetimlerine tabi tutulması, davacının başka birimlerinde değerlendirme olanağının bulunup bulunmadığı, yani feshe son çare olarak başvurulup vurulmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sonucunda, alınan bilirkişi raporu uyarınca davalı şirketin ekonomik kriz nedeniyle uğradığı zararlardan kurtulabilmek amacıyla bazı işletmesel kararlar aldığı, bu kapsamda yeniden yapılanmaya gittiği, üç olan bölge müdürü sayısını ikiye düşürdüğü, davacıya bağlı bölgenin İzmir ile birleştirildiği, hangi bölge müdürü ile çalışmaya devam edileceği konusunun işletmesel bir karar olarak işverenin takdirinde olduğu, işletmesel kararların yargı denetimi dışında bulunduğu, bu kararların tutarlılıkla uygulandığı ve son çare ilkesine uygun hareket edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilip edilmediği taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. Mahkemece, davacının talebinin kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm Dairemizce araştırmaya yönelik olarak bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamı üzerine alınan bilirkişi raporunda davacının satış temsilcisi olarak işe başladığı, 2005 yılında bölge müdürü pozisyonuna terfi ettiği, işe yeni alınan personelin pozisyonları dikkate alındığında davacının pozisyonuna yada eşdeğer göreve eleman alınmadığı, davacının yaptığı görev gözönüne alındığında satış danışmanı yada şefi gibi pozisyonlarda istihdamının olanaklı olmadığı ve feshin son çare olması ilkesine aykırı davranılmadığı belirtilmiş, rapor doğrultusunda davacının işe iade talebinin reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin davalı şirket genel müdürünün 02.07.2009 tarihli elektronik posta iletisi ile 3 olan bölge müdürlüğü sayısının 2’ye indirildiği ve bu nedenle feshedildiği, bu işlem sonrası yeni organizasyon şeması düzenlediği, bazı kadroların iptal edildiği, davacının görev yaptığı birimin diğer bölge müdürünün sorumluluğundaki bölge ile birleştirildiği anlaşılmaktadır. Bozma ilamından önce alınan bilirkişi raporunda işyerinde kısa çalışma yoluna gidilmediği gibi bazı işlemler dışında tasarruf önlemi alınmadığı, davacının performansının düşük olduğu iddia edilmişse de diğer bölge müdürülerine ait kayıtların ibraz edilmemesi nedeniyle karşılaştırma yapılamadığını, İzmir ve Ankara’dan toplam 10 çalışanın İstanbul’a nakledildiğini, işten çıkarılan ve alınanlar karşılaştırıldığında davacının pozisyonuna eleman alınmadığını ancak davalının kritik pozisyonlara istifa varsa eleman alındığı şeklindeki savunması ile mevcut durumun çeliştiğini ve istihdam fazlası ortaya çıktığının söylenemeyeceği belirtilmiş ve bu gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Bozma ilamında davalı işveren tarafından alınan işletmesel kararın inceenmesi gerektiği belirtilmiş, mahkemece alınan bilirkişi raporunda ise, davalı şirkette Nisan-Aralık 2009 döneminde 12 kişinin işten ayrıldığı, buna karşın Ankara bölgeden transfer edilen 6 kişi haricinde 8 kişinin işe alındığını, davacının özlük dosyasının incelenmesinde davacının satış temsilcisi olarak işe başladığı 2005 yılında bölge müdürü pozisyonuna terfi ettiğini, işe alınan personelin pozisyonlarına bakıldığında davacının pozisyonuna yada eşdeğer göreve eleman alınmadığını, davacının yaptığı görev dikkate landığında satış danışmanı yada şefi gibi pozisyonlarda istihdamının olanaklı olmadığını ve feshin son çare olması ilkesine aykırı davranılmadığı belirtilmiştir.
Mahkemece bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde davacının iş sözleşmesinin feshin son çare olması ilkesine aykırı olmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmişse de, davacı vekili tarafından davacı işçinin satış danışmanı veya satış şefi olarak çalıştırılabileceğinin belirtilmesi, yine bilirkişi raporunda davalı şirket tarafından bu pozisyonlara eleman alındığının tespit edilmesi karşısında feshin son çare olarak uygulanmadığı anlaşılmaktadır. Feshin geçerli nedene dayanmaması nedeniyle davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde hüküm verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-İşverence yapılan FESHİN GEÇERSİZLİĞİNE ve İŞE İADESİNE,
3-Davacının yasal sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının işçinin dört (4) aylık ücreti olarak belirlenmesine,
4-Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok dört (4) aylık ücret ve diğer haklarının davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine,
5-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6-Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 1.320,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 53,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
8-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine kesin olarak 12.09.2013 tarihinde oybirliğiyl karar verildi.