Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/21413 E. 2013/18981 K. 17.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21413
KARAR NO : 2013/18981
KARAR TARİHİ : 17.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, daimi kadrolu işçi olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davcının 02.01.2008 tarihinden bu yana ve halen davalı üniversitede taşeron şirketler aracılığıyla laboratuvar kayıt elemanı olarak çalıştığını, davalı idarenin müvekkilini muvazaalı olarak çalıştırdığı müfettiş raporuyla tespit edilmesine ve rapora itirazda etmeyerek raporun kesinleşmesine rağmen, dava tarihine kadar davalı idarenin davacı işçiyii kadrolu işçisi olarak çalıştırması gerektiği halde, halen yasaya kesinleşmiş bulunan müfettiş raporuna ve mahkeme kararlarına rağmen, muvazaalı olarak çalıştırdığını, ücret ve sosyal haklarını eksik ödemeye devam ettiğini beyanla davacının işe başladığı 01.02.1998 tarihinden itibaren davalı üniversitenin daimi kadrolu işçisi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Üniversite vekili, davacı işçinin kamuda istihdam edilen işçilerin, devlet işçi sınava ve diğer mevzuatına tabi olmayan davacının üniversitenin işçisi olarak kabulünün mümkün olmadığını, hizmeti satın alınan yüklenici firma ile üniversite arasında ihale şartname ve sözleşmeleri imzalanmakta olduğunu, bu çalışmanın konusuyla ilgili olarak, yüklenici firmanın üniversiteye karşı sorumluluğu, ihale ile aldığı işi kendi işçileri ile yapmaktan ibaret olduğunu, yüklenici firmanın çalıştıracağı işçilerin seçilmeleri, işe alınmaları, kimin hangi konuda görevlendirileceği, ücretlerin tespiti ve ücretlerin ödenmesi sigorta bildirimleri, sigorta primlerinin ödenmesi, gerektiğinde işten çıkartmalar ve işin sevk ve idaresinin tümüyle yüklenici firmaya ait olduğunu, çalıştırdığı personelin her türlü özlük ve sosyal haklarını vermenin yüklenici firmanın sorumluluğunda olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, İstanbul 4. İş Mahkemesi’ne davalı üniversite ile alt işveren şirketler arasındaki hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğuna dair Bakanlık tespitinin iptaline ilişkin dava açıldığı, mahkemece 04/02/2010 tarih, 2009/249 E. 2010/45 sayılı karar ile kesin olarak davanın reddine karar verildiği, davacının davalı üniversite ile alt işveren konumunda bulunan şirketler arasındaki sözleşmelerin muvazaalı işleme dayalı olduğu, 4857 sayılı Kanunun 2. maddesinin hükümleri çerçevesinde, davacının ilk giriş tarihinden itibaren davalının işçisi olarak çalıştığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı üniversite vekili temyiz etmiştir.
Davacının işe başladığı 01.02.1998 tarihinden itibaren davalı üniversitenin daimi kadrolu işçisi olduğunun belirlenmesinde hukuki yararının bulunup bulunmadığı öncelikle çözülmesi gereken hukuki problemi oluşturmaktadır.
Tespit davası 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 106. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz.” denilmektedir.
Görüldüğü üzere kanunla belirtilen istisnalar dışında tespit davası açılabilmesi hukuken korunmaya değer güncel bir yararın mevcudiyetine bağlıdır. Somut olayda davacı işçi, işe başladığı 01.02.1998 tarihinden itibaren davalı Üniversitenin daimi işçisi olduğunun tespiti ile ücret ve diğer işçilik alacaklarının davalı üniversitenin daimi işçi veya memur kadrosunda görev yapan laboratuar kayıt elemanlarına ödenen ücretler üzerinden ödenmesi gerektiğinin belirlenmesini istemektedir. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre, eda davası açılabilecek hallerde eda davası tespit hükmünü de içerdiğinden ayrıca bir tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Davacının taleplerini açabileceği eda davasında ileri sürmesi mümkünken bu davayı açmakta ve sonuçlandırmakta kanunun ifade ettiği şekliyle korunmaya değer güncel bir hukuki yararı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan hukuki yarar dava şartlarından olup dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkemece resen dikkate alınır. Dava şartı eksikliği davanın usulden reddini gerektiren bir haldir.
Yukarıda açıklanan sebeplerle davanın 6100 sayılı Kanun’un 114/1-h. ve 115/1-2. maddeleri uyarınca usulden reddedilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.