Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/21599 E. 2013/19175 K. 18.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21599
KARAR NO : 2013/19175
KARAR TARİHİ : 18.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, maddi ve manevi tazminat alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının 18.11.2006 tarihinde davalı sendikanın 4 nolu şube başkanlığına seçildiğini, 15.04.2007 tarihinde sendika genel merkez yönetiminin değişmesi ile birlikte yeni yönetimin kendisini desteklemeyen şube yönetimini tasfiye etmek için delegeler üzerinde baskı kurarak 29.07.2007 tarihinde olağanüstü genel kurul yapılmasını sağladığını, davacı tarafından genel yönetim kurulu kararı ile şube genel kurulunun iptali istemiyle Ankara 3. İş Mahkemesinde açılan 2010/176 esas sayılı davanın kabul edilerek kararın Yargıtay’ca onanıp kesinleştiğini, davacının 29.07.2007-13.03.2010 tarihleri arasında şube başkanlığı yapamadığını, profesyonel yönetici olarak 4.000,00 TL maaş almakta iken, eski işinde 1.500,00 TL civarında ücret aldığını, iddia ederek ücret, ikramiye, hizmet ödeneği vs. haklardan kaynaklı 154.472,00 TL maddi zararı ile 10.000,00 TL manevi zararının faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili davacının 29.07.2007 tarihli olağanüstü genel kurula katılıp seçimi kaybettiğini, görevinin son bulduğunu, 13.03.2010 tarihine kadar Migros’taki görevine dönüp ücretlerini aldığını, öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, esasa ilişkin olarak da Ankara 3. İş Mahkemesi kararının 13.03.2010 tarihli şube olağan genel kurulundan sonra kesinleştiğinden davacının göreve iade edilemediğini, davacının tekrar şube başkanı seçilip ücretlerini sendikadan almaya başladığını, seçimle kazanılan görevlerin kazanılmış hak oluşturmayacağını, geçmişe dönük hak istenemeyeceğini, davacının bir an için haklı olunduğu kabul edilse bile Migros’tan aldığı ücretlerin mahsubunun gerekeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı sendikaca haksız karar alınarak davacının sendika yöneticiliğine devam edememesi nedeniyle mahrum kaldığı haklarını talep edebileceği, bu kapsamda davacının ücret fark, ikramiye, hizmet ödeneği alacaklarının bulunduğu, manevi tazminat talebinin ise koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Davalı vekilinin gerek davaya gerekse ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunduğu görülmektedir. Mahkemece bu savunmalar değerlendirilmeksizin hüküm kurulmuştur. Davalının zamanaşımı savunmaları değerlendirilerek gerekirse bu konuda ek bilirkişi raporu alınarak sonuca gidilmesi gerekirken bunun yapılmaması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Dava sendika yöneticisinin ücret, ikramiye ve hizmet ödeneği alacağı taleplerine ilişkindir. Konu hakkında değerlendirme yapılmadan önce kanuni altyapının ortaya konulması gereklidir.
Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 44. maddesine göre, Sendikalar gelirlerini Sendikalar Kanunu ve tüzüklerinde gösterilen faaliyetler dışında kullanamazlar ve bağışlayamazlar.
Yine aynı Kanun’un 45. maddesine göre, Konfederasyonlar ile sendikaların ve şubelerinin yönetim kurulu üyeleri ile başkanlarına verilecek ücretler, her türlü ödenek, yolluk ve tazminatlar genel kurul tarafından tespit olunur. Bunlar da yönetim kurulunca faaliyet raporunda gösterilir.
Sendika tüzüğünün 53/a maddesine göre, profesyonel sendika yöneticilerine ödenecek ücret ve sosyal yardım ile tazminatlar genel kurulca tespit edilecektir.
Somut olayda; davacının 19/11/2006 tarihinde Ankara 4 nolu şube başkanı olarak seçildiği, davalı sendika tarafından 05/07/2007 tarihinde alınan kararla şubenin olağanüstü genel kurula götürüldüğü, 29/07/2007 tarihinde yapılan genel kurul neticesinde davacının yeniden seçilemediği, davacının olağanüstü genel kurulun iptali için dava açtığı, davanın 23/02/2010 tarihinde kabul edildiği ve Yargıtay tarafından kararın 13/04/2010 tarihinde onandığı görülmektedir. Davacının karar kesinleşmeden yapılan seçimlerde 13/03/2010 tarihinde yeniden şube başkanı seçildiği anlaşılmaktadır. Davacı 29/07/2007-13/03/2010 arasındaki maddi zararı ile manevi zararının karşılanmasını istemektedir. Bu amaçla ücret, ikramiye ve hizmet ödeneği vb. unsurlarından oluşan maddi tazminat ile manevi tazminat talep etmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde;
A)Öncelikle sendika tüzüğünün 36. maddesi uyarınca davacının profesyonel sendika yöneticisi olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı madde gereğince, sendika şube yöneticilerinin ücretleri ise üye sayıları dikkate alınarak bütçede belirlenir. Dosyada talep döneminde uygulanan bütçe yer almamaktadır. Söz konusu bütçe hükümleri ile profesyonel sendika yöneticilerine sağlanan haklara ilişkin genel kurul kararları dosya kapsamına dahil edilmeden davacının talepleri hakkında karar verilmesi hatalıdır.
b)Davacıya 19.11.2006-29.07.2007 arası dönem için hizmet ödeneğinin ödendiği görülmektedir. Davacının iptal edilen olağanüstü genel kurul nedeniyle yeniden seçildiği 10.03.2010 tarihine kadar hizmet ödeneği talebi vardır. Hizmet ödeneğine ilişkin Tüzüğün 53/e maddesi uyarınca hizmet ödeneği profesyonel yöneticinin yeniden seçilmeme, ölüm, maluliyet, emeklilik gibi nedenlerle görevden ayrılma ile başka nedenlerle görevinde çekilme ya da seçime katılma halinde her geçen yıl için 30 günlük giydirilmiş brüt ücretinin neti olarak profesyonel yöneticiye ödenir. Yine aynı maddenin “f” fıkrasına göre ise, profesyonel yönetici her ne sebeple olursa olsun görev unvanının değişmesi, sona ermesi ya da yeninden seçilme durumunda önceki profesyonel statüsünde geçen süre için son ücreti üzerinden hizmet ödeneğine hak kazanmaktadır.
Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasına göre hizmet ödeneği kıdem tazminatı tavanına tabidir. Bu nedenle davacının talep ettiği dönemlerde alabileceği hizmet ödeneği kıdem tazminatı tavanı dikkate alarak belirlendikten sonra davacıya hizmet ödeneği olarak yapılan ödemelerin de mahsubu sonunda fark alacak mevcut olursa bu alacağa hükmedilmesi gerekmektedir. Bu yapılırken de davacının hizmet süresi hükme esas alınan bilirkişi raporunda olduğu gibi hatalı hesaplanmamalı doğru hesaplanmalıdır. Mahkemece bu esaslara aykırı olacak şekilde davacının hizmet ödeneği talebinin hüküm altına alınması hatalıdır.
Kararın belirtilen nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
4-Ayrıca, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olması nedeniyle hüküm altına alınan ücret, ikramiye ve hizmet ödeneği alacakları açısından işçi ücretleri için öngörülen “bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizin” somut olayda uygulanamayacağının göz ardı edilmesi de isabetsizdir. Kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
5-Son olarak karar tarihinde uygulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 3. fıkrası uyarınca manevi tazminat talebinin reddi nedeniyle hükmedilecek vekalet ücretinin 1.320,00 TL yerine 1.200,00 TL olarak belirlenmesi de doğru olmamıştır. Karar bu yönüyle de bozulmuştur.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 18.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.