Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2013/21818 E. 2013/18541 K. 11.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21818
KARAR NO : 2013/18541
KARAR TARİHİ : 11.09.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davalılar, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar vermiştir.
Hüküm süresi içinde davalılar 1-…, 2-… 3-…, 4-…, 5-…, 6-…, 7-…, 8-…, 9-… avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davalı Talebi:
Bir kısım davalılar vekili; İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/359 sayılı dosyasında davalıların taşınmazları üzerinde ihtiyati tedbir konduğunu, daha sonra görevsizlik kararı verilerek dosyanın iş mahkemesine geldiğini, davacı tarafın şikayeti sonucu İstanbul 19. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında bilirkişilerden rapor alındığı ve sendika defter kayıtları üzerinde inceleme yapılıp 18/04/2011 tarihli bilirkişi raporunda davalıların usulsüz harcama yapmadıklarının, iddia edildiğinin aksine sendikaya ait paraları uhdelerine geçirmediklerinin ve haksız kazanç elde etmediklerinin açıkça tespit edildiğini ve beraatlarına karar verildiğini bu nedenle müvekkillerinin maliki bulunduğu taşınmazların üzerine konmuş bulunan ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı Cevabı:
Davacı vekili, ceza dosyasının Yargıtay’da olduğunu ayrıca danışmanlara ödenen paralarında dava konusu olduğunu suç olmasa da zarar olabileceğini belirterek talebin reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi gereğince ancak dava konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği, ancak önceki kararın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun zamanında verilen ihtiyati tedbir kararı olduğu ve görevsizlik kararı verilmiş olsa da yargılamanın sona ermediği, yeni yasa zamanında da ihtiyati haciz mahiyetinde tedbir kararı verilebileceği gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararın kaldırılmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalılar vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık bir kısım davalıların taşınmazları üzerine konulan ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığı ve mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının hukuka aykırı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
İhtiyati tedbir müessesesi, 6100 sayılı Kanun’un 389. ve devamı maddelerinde, ihtiyati haciz ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun’un 389. maddesinin 1. fıkrasında “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.” denilmiştir.
Yine aynı Kanun’un 390. maddesinde ise, “İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan 2004 sayılı Kanun’un 257. maddesinin 1. fıkrasında, “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” hükmü yer almıştır.
Görülüğü üzere, ihtiyati tedbir uyuşmazlık konusu hakkında verilebilen geçici bir hukuki koruma aracını ifade ederken ihtiyati haciz para alacaklarına ilişkin özel bir ihtiyati tedbir türünü anlatmaktadır. İhtiyati tedbirde uyuşmazlık konusu hakkında önleyici nitelikte bir koruma söz konusu olup, uyuşmazlık konusu üzerinde tasarrufta bulunularak açılmış ya da ileride açılması muhtemel davanın sonuçsuz kalmasının önüne geçilmektedir. İhtiyati hacizde ise alacaklıya henüz kesin haciz isteme yetkisinin gelmediği durumda borçlunun malvarlığı değerlerine geçici olarak el konularak dava veya takip sonucunda alacaklının alacağına kavuşması teminat altına alınmaktadır (Kuru B./Arslan R./Yılmaz E., Medeni Usul Hukuku, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 23. Baskı, Yetkin Yayınları, sh. 578-579). İhtiyati hacizde ihtiyaten haczedilen malvarlığı değeri taraflar arasındaki uyuşmazlığın konusunu oluşturmamaktadır.
Dosya içeriğine göre, davalıların kusurlu eylemleriyle sendikayı zarara uğrattığı gerekçesiyle davacı tarafından davalılara karşı alacak davası açıldığı ve mahkemece davalıların taşınmazlarının üçüncü kişilere satışının engellenmesine yönelik devir ve temlik yasağı biçiminde ihtiyati tedbir kararı verildiği anlaşılmaktadır. Bu karar 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmeden önce verilmiş ise de karara 6100 sayılı Kanun zamanında itiraz
edildiği gibi gerek 6100 sayılı Kanun’un 389. maddesi gerekse 1086 sayılı Kanun’un 101 ve 103. maddesi hükümleri dikkate alındığında somut olayda davacıya geçici hukuki koruma ancak ihtiyati hacizle sağlanabilir. Şu halde davacının isteminin ihtiyati tedbir olduğu göz önünde bulundurularak davalıların talebinin kabulü ile verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerekirken yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmesi hatalıdır.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 11.09.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davalıların davacı sendikayı zarara uğrattıkları gerekçesiyle bu zararın tazminine yönelik alacak davası olup, bir kısım davalıların taşınmazları üzerine ihtiyati tedbir konulmuştur.
Mahkemece ihtiyati tedbir kararı verildikten sonra davalıların itirazı üzerine itirazın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalıların kusurlu eylemleriyle davacı sendikayı zarara uğratıp uğratmadıkları noktasında olmakla beraber öncelikle çözülmesi gereken problemin ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yoluyla Yargıtay’a başvurulup başvurulamayacağı hususu olduğu açıktır.
Bilindiği üzere, 01.10.2011 tarihinden önce yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na göre ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmeyip bu kararların itiraz yoluna tabi olduğu belirtilmiş ve fakat itiraz üzerine verilen kararlara karşı ise her hangi bir kanun yoluna yer verilmemişti (md.107). Bununla birlikte 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda, ihtiyati tedbir kararları konusunda 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’ndan ayrılarak karşı taraf dinlenmeksizin verilen ihtiyati tedbir kararlarına karşı itiraz edilebileceği belirtildikten sonra (md. 394/1) itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği, bu başvurunun ise öncelikle incelenip kesin olarak karara bağlanacağı ifade edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda istinaf, temyiz ve yargılamanın yenilenmesi kanun yolları olarak sayılmıştır. Ancak ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine başvurulabilecek kanun yolu istinaftır (md. 341/1). Diğer taraftan 6217 Sayılı Yasa ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca “Bölge Adliye Mahkemeleri” faaliyete başlayıncaya kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun temyize ilişkin hükümlerinin yürürlükte olduğu ve uygulanmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aynı maddenin 3’üncü fıkrasında ise 6100 sayılı Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bölge adliye mahkemeleri göreve başlayıncaya kadar 1086 Sayılı Kanun’un 6100 Sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. Buna göre 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulamasında temyiz yoluna tabi olmayan “ihtiyati tedbir kararına itiraz üzerine verilen kararlara” karşı 6100 Sayılı Yasa’nın Geçici 3’üncü maddesinin 1’inci fıkrası uyarınca Yargıtay tarafından temyiz incelemesi yapılabilmesi mümkün olmadığı gibi aynı maddenin 3’üncü fıkrası da böyle bir inceleme yapılabilmesinin hukuki dayanağı olamaz. Zira bu son halde uygulanacak hükümler, 1086 Sayılı Yasa’nın 6100 Sayılı Yasa’ya aykırı olmayan hükümlerdir. Oysa daha önce de ifade edildiği üzere 1086 Sayılı Yasa’da ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarına karşı temyiz yolu öngörülmemiştir.
Bir başka yönden, ihtiyati tedbir kararlarına itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yolu düzenlenirken bölge adliye mahkemelerinin çalışma esas ve usulleri ile istinaf kanun yolunun özelliklerinin dikkate alındığı tartışmasızdır. Bu nedenle ihtiyati tedbir konusunun kendine has özellikleri de dikkate alındığında ihtiyati tedbire ilişkin yapılacak temyiz incelemesinin kanunun amaçladığı sonuçlara uygun bir yol olamayacağı da öngörülmelidir.
Sonuç olarak mevcut kanuni düzenleme ile bölge adliye mahkemelerinin henüz faaliyete geçmedikleri göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına yönelik talebin reddine dair yerel mahkeme kararına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı ve bu itibarla davalılar vekilinin temyiz talebinin reddi gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun ulaştığı sonuca katılamamaktayım.11.09.2013