Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2014/23532 E. 2015/34700 K. 16.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/23532
KARAR NO : 2015/34700
KARAR TARİHİ : 16.12.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, fazla mesai ücreti, yıllık izin, hafta tatili, prim ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş ve davalı avukatı tarafından duruşma talep edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, davacının davalı şirkette 18.10.2005-01.04.2011 tarihine kadar satış ve pazarlama sorumlusu olarak en son net 2.074,38 TL maaşla çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işverenin eylemli feshi ile tek taraflı olarak haksız ve sebepsiz olarak 01.04.2011 tarihinde feshettiklerini davacının otuzaltı gün yıllık izin hakkı olduğunu, kışın 09.00-18.00 arası, haftaiçin her gün yazın 09.00-19.00 saatleri arasında çalıştığını, Cumartesi günleri ise yıllara göre değişen çalışma yaptığını ve 09.00-16.00 arası ortalama olarak çalıştığını, ancak fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının 18.10.2005 tarihinden itibaren asgari ücretle ve imzaladığı sözleşmedeki işverene ait başka işyerlerinde çalışmayı kabul ettiği maddesine bağlı olarak davalı şirkette çalıştığını, davacının iş sözleşmesinin 01.04.2011 tarihinde feshedilmediğini, davacının 02.04.2011 tarihinde davacı vekilinin kendisinin de bulunduğu için iyi bildiğini…’deki işyerinde Şükrü Yenilmez ile buluştuklarını, kendisine işyeri değişikliği için teklif götürüldüğünü, ancak… projesinde aslen…’de olan yerde daha önce çalışmasına rağmen bu defa çalışmayı kabul etmediğini, öncelikle sözlü olarak kendisine danışılmak istenildiğini, bu sebeple işyeri değişikliği konusunda yazılı bildirim yapılmadığını, ancak davacının bu teklifi kabul etmemesi üzerine işten ayrılacağını ve tazminat istediğini söylediğini, bu sebeple davalı işverenin bu teklifi rafa kaldırıp eski işinde devam etmesi gerektiğini söylediğini, davacının 04.04.2011 tarihinde ve devam eden tarihlerde de mazeretsiz ve bildirimsiz işe gelmediğini ve davacı hakkında tutanaklar tutulduğunu, daha sonra noter aracılığı ile işe davet edildiğini, davete rağmen davacının gelmemesi sebebi ile 27.04.2011 tarihinde iş sözleşmesinin feshedildiğinin noter aracılığı ile bildirildiğini, iş sözleşmesinin davalı şirket tarafından işyeri değişikliği sebebi ile feshedilmediğini, tam tersine davacının işe devam etmesinin istendiğini, ancak davacının işe gelmediğini, davacının fazla mesai ve diğer taleplerinin de haksız olduğunu, davacının iş sözleşmesini ve ücret bordrolarını imzaladığını, bu belgelerin aksini yazılı delille ispatlaması gerektiğini, davacıya otuzsekiz günlük yıllık izin ücretinin ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının ücretinin miktarı ve davalı tarafından yıllık izin alacağına mahsuben yapılan ödemenin yıllık izin alacağından mahsup edilip edilmeyeceği noktalarındadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşları ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı internet sitesinde bulunan “Kazanç bilgisi sorgulama” ekranından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, satış ve pazarlama sorumlu olan davacı aylık net 2.074,38 TL aldığını ileri sürmüştür. Davalı işveren ise davacının asgari ücret ile çalıştığını ileri sürmektedir. Mahkemece emsal ücret araştırması yapılmadan davacının brüt 880 TL ücret ile çalıştığı kabul edilmiştir. İşçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği sorulmalı ve toplanacak bütün deliller değerlendirildikten sonra tespit edilecek ücrete göre sonuca gidilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Davalı taraf davacının otuzsekiz gün yıllık izin karşılığı ücretinin ödendiğini belirterek dosyaya ödemeye ilişkin dekont sunmuştur. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu miktarın davacının hesabına geçtiği doğrulanmadığından mahsup edilmeyeceğini belirterek yıllık izin alacağı hesaplanmıştır. Dosya kapsamında bulunan dekonta göre davacının hesabına belirtilen miktarın ödenip ödenmediği anlaşılamamaktadır. Hal böyle olunca sunulan dekonta göre belirtilen miktarın davacıya ödenip ödenmediğinin tespiti bakımından hesap ekstresi getirtilerek ödendiğinin tespiti durumunda hesaplanan yıllık izin alacağından mahsup edilmesi gerekli iken yazılı gerekçe ile karar verilmesi hatalı olup bu durumda ayrı bir bozma gerekçesi yapılmıştır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek olması halinde ilgiliye iadesine, 16.12.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.