Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2014/25199 E. 2014/32214 K. 17.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/25199
KARAR NO : 2014/32214
KARAR TARİHİ : 17.11.2014

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, ücret, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, müvekkilinin 20.08.2008-03.10.2011 tarihleri arasında davalı şirkete ait marketin çeşitli bölümlerinde çalıştığını, fazla mesai ve genel tatil alacaklarının ödenmemesi ve işveren tarafından hakaret edilmesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini belirterek, kıdem tazminatı ile fazla mesai, yıllık izin, genel tatil ve ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle haklı sebep ile feshedildiğini, davacının alacağının bulunmaduğını beyan ederek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iş sözleşmesinin davacı tarafından haklı neden olmaksızın feshedilmesi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazanamadığı, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödendiği, yıllık izinlerinin ise kullandırıldığı gerekçesiyle buna ilişkin taleplerinin reddine, davacının son bir aylık ücret bordosunun imzasız olması nedeniyle ücret talebinin kısmen kabulüne karar veilmiş, hüküm davacı vekili tarafndan temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun’un 8 ve 37. maddelerinin işverene yüklenen bu konuda bazı yükümlülükler de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümüne yardımcı nitelikte olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma şartları ve benzeri konularda kanuni güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmiş olması, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma şartlarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında taraflar delillerinin değerlendirilmesi sırasında, işverence düzenlenmesi gereken bu tür belgelerin düzenlenmiş olup olmamasının da gözetilmesi gerekir.
İş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı durumlarda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalıdır.
Somut olayda mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda ücret araştırması yapılmadan, yalnızca tanık beyanları değerlendirilmek suretiyle belirlenen ücret miktarına göre dava konusu alacakların hesaplanması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacı işçi tarafından yapılan fazla çalışmaların ödenip ödenmediği ve buna bağlı olarak kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı hususu taraflar arasında çekişmelidir.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada gözönüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille sözkonusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda da ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda davalının sunduğu davacının imzasını havi ve üzerinde ihtirazi kayıt bulunmayan birçok bordroda davacı için fazla mesai tahakkuku olduğu anlaşılmakla birlikte, dosyadaki bordroların tamamında fazla mesai tahakkuku bulunmadığı, ayrıca eylül ve ekim 2011 ücret bordrolarında davacıya ait imza bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan, fazla mesai ücreti hesaplanırken davacının haftanın 6 günü 11:00-23:00 ve 07:00-19:00 vardiyalarında dönüşümlü olarak çalıştığının tespiti isabetli ise de, hükme esas alınan raporda hesap hatası yapılarak günlük ara dinlenme süresi 1.5 saat yerine yarım saat olarak kabul edilmiştir. Buna göre davacının haftalık 18 saat fazla mesai yaptığının anlaşılmasına göre, fazla çalışma alacağı yukarıda açıklanan esaslara göre belirlenmeli, fazla mesai tahakkuku bulunan imzalı bordroların bulunduğu aylar dışlanmalı ve ulaşılacak sonuca göre karar verilmelidir.
Davacının kıdem tazminatına ilişkin temyizine gelince; fesih sebebi yapılan ödenmeyen mesai ücreti bulunduğunun anlaşılması karşısında, davacının kıdem tazminatı hesaplanarak hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde talebin reddi yerinde değildir.
4-Davacının istediği ücret alacağı hatalı şekilde tespit edilen aylık üzerinden yapılmıştır. Bu durumda yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan usule göre davacının bakiye ücret alacağı tespit edilerek hüküm altına alınmalıdır.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3) ve (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgiliye iadesine, 17.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.