Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2014/27069 E. 2014/27981 K. 16.10.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/27069
KARAR NO : 2014/27981
KARAR TARİHİ : 16.10.2014

MAHKEMESİ : Adıyaman İş Mahkemesi
TARİHİ : 17/04/2013
NUMARASI : 2009/418-2013/170

Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini, davalı tarafın sunulan ibranamenin kendisinden işe girerken alınan belge olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
Davalı vekili, davacının işyerinde çalışmaktan vazgeçtiğini, haksız yere işe gelmeyen davacının bu davranışı karşısında iyi niyetli davranan müvekkili şirketin davacının hak etmediği alacakları hesaplayıp ödediğini, ödemeye ilişkin ibranamelerin mevcut olduğunu, ayrıca talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davalı tarafından ibraname sunulmuş ise de, sözkonusu ibranamenin davalının savunması ile çeliştiği, ibranamede ödemesi yapıldığı belirtilen alacak kalemlerinin bilirkişi raporunda tespit edilen alacak miktarlarından yüksek olduğu, bu sebeple davalının ibranamede belirtilen miktarlar kadar davacı ile alacak ilişkisi olduğu hususunun zımnen kabul ettiği ve bu durumun davalı aleyhine bir durum teşkil ettiği, ibranamelerin davacıya rızası ihlasına imzalatıldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında ibranamenin geçerliliği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
İbra sözleşmesi, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Kanun’un 132. maddesi “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” hükmünü getirmiştir. İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde yer almıştır. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Ancak yukarıda sözü edilen bu hükümler 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı bir dönem da düzenlenen ibranamenin geçerliliği sorunu, Yargıtay’ın ibraname konusunda yerleşmiş uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp ispatlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
Somut olayda, davalı işveren tarafından ibraz edilen ibraname ile davacı çalıştığı süreye ilişkin kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti ve yıllık izin ücretlerini aldığını, başka alacağı bulunmadığını ve S.. Oto. Nak. İnş. Mad. San. ve Tic. A.Ş.’yi ibra ettiğini belirtmiştir. Davacı taraf, işe girerken ve çalışırken dönem dönem zorla bazı evrakların imzalatıldığını iddia etmiştir. Ancak sözkonusu ibranamede davacının tüm alacaklarını aldığını belirttiği gibi, belgenin işe girerken yada çalışması devam ederken zorla imzalatıldığını iddia etmesine rağmen bu iddia da usulünce ispatlanmış değildir. Bu sebeple mahkemece ibranameye değer verilerek dava konusu edilen ve hüküm altına alınan taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 16.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.