YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/16940
KARAR NO : 2017/19817
KARAR TARİHİ : 28.09.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin emekli olmak suretiyle davalı işyerinden ayrılmasının ardından ödenmemiş kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağı bulunduğunu beyan ederek alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Savunmasının Özeti:
Davalı vekili; davacının işten ayrılması sonrasında verdiği fegatname-ibraname belgesinde işyerinden herhangi bir alacağı kalmadığını ifade ettiğinden davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davacı tarafından imzalanan ibranamede dava konusu alacakların ödendiği belirtildiğinden ve herhangi bir ihtirazi kayıt konulmadığından taleplerin reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, davacı ve davalı taraflarca temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Taraflar arasında davacı tarafından verilmiş olduğu belirtilen ibranameye değer verilip verilmeyeceği uyuşmazlık konusudur.
İbra sözleşmesi, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Kanun’un 132. maddesi “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” hükmünü getirmiştir. İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Kanun’un 420. maddesinde yer almıştır. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Ancak yukarıda sözü edilen bu hükümler 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 6098 sayılı Kanun’un yürürlükte olmadığı bir dönem de düzenlenen ibranamenin geçerliliği sorunu, Yargıtayın ibraname konusunda yerleşmiş uygulamaları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır. Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp ispatlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır.
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
Somut olayda, dosya kapsamında yer alan ibranamenin mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte iken düzenlendiği, 18/04/2011 tarihli ibraname ile davacının, kıdem tazminatı ve yıllık izin alacaklarını aldığının belirtildiği ve işverenin bu alacaklar yönünden ibra edildiği, ayrıca tüm alacak kalemleri bakımından talep ve dava hakkından feragat edildiği ifade edilmiştir. İlgili belgenin içeriğinin incelenmesinden, ödendiği belirtilen alacak kalemlerinin ne miktarda ve ne şekilde ödendiği hakkında herhangi bir açıklama bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde, kısmi kıdem tazminatının ibraname tarihinden bir gün sonra 19/04/2011 tarihinde, kısmi yıllık izin ücretinin ise Nisan ayı maaşı ile birlikte 04/05/2011 tarihinde ödendiğini ifade etmiş, davalı tarafça bu beyana herhangi bir itirazda bulunulmamıştır. Bu haliyle, kısmi ödemenin ibraname tarihinden daha sonra yapıldığı sabit olmakla ibraname içeriğinin çelişkili nitelikte olduğu ve ibranameye değer verilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Buna göre ilgili belgeye ibraname olarak değer verilmemeli, davacının alacak talepleri bakımından yapılan ödemeler mahsup edilerek bakiye miktarlar hüküm altına alınmalıdır. Hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 28/09/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.