Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2015/21899 E. 2017/26377 K. 23.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/21899
KARAR NO : 2017/26377
KARAR TARİHİ : 23.11.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, iş sözleşmesinin haklı bir sebep olmadan davalı işveren tarafından feshedildiğini beyan ederek kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, bahşiş, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davacı işçinin iş akdinin sona erme sebebi ve şekli taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Dosya kapsamında yapılan inceleme ve yargılama sonucunda, davacının bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediği sabittir. Her iki taraf tanık beyanlarından da davacı ile davalı işveren arasında ücret meselesi yüzünden tartışma yaşandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, davalı işveren tarafından davacıya gönderilen ihtarname içeriğinde bildirilen hususların varlığına dair herhangi bir somut beyan, bilgi ve delil bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar gözönünde bulundurulduğunda, iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği anlaşılmakla kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerekirken hatalı değerlendirme ile reddi bozmayı gerektirmiştir.
3-Davacının ücretinin ne kadar olduğu da anlaşmazlık konususudur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşları ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı internet sitesinde bulunan “Kazanç bilgisi sorgulama” ekranından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacının davalı işyerinde işletme müdürü olarak çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacının ücretinin ne olabileceğinin tespiti amacıyla davacının talebi doğrultusunda, Anadolu Turizm İşletmeleri Derneği’ne müzekkere yazılmış, dernekçe verilen cevapta, işçi ve işyerinin özelliklerine göre ücretin değişebileceği, bordrolarda yazılı ücretin esas alınması gerektiği bilidirilmiştir. Yazı cevabı içeriği sorulan husus hakkında mahkemeyi aydınlatabilecek, davacının gerçek ücretinin tespitini sağlayabilecek nitelikte değildir. Bu haliye, davacının yaptığı işin niteliği gözönünde bulundurulduğunda asgari ücret ile çalışması hayatın olağan akışına uygun değildir. Davacının kıdemi ve yaptığı işin niteliği belirtilerek yukarıda açıklanan şekilde ilgili yer ve kurumlardan yeniden emsal ücret araştırması yapılarak davacının ücretinin belirlenmesinin gerekliliği bozma sebebi yapılmıştır.
4- Mahkemece, tespit edilen fazla mesai ve genel tatil ücretinden 1/2 oranında indirim yapılması da hatalı olmuştur. Yapılan indirim oranı hakkın özüne zarar verecek nitelikte olup fahiştir. Buna göre, tespit edilen çalışma alacaklarından % 30’dan aşağı olmamak üzere indirim yapılması dosya kapsamına uygun olacaktır.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 23/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.