YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/33625
KARAR NO : 2017/22586
KARAR TARİHİ : 23.10.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız olarak davalı tarafından feshedildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, Dairemizin 02.07.2015 tarih, 2014/8214 esas, 2015/23083 karar sayılı ilamında özetle; “Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının son bordrosundaki fiili çalışması karşılığı tahakkuk edilen ücrete göre, günlük yevmiyesi ve otuz günlük ücreti hesaplanmıştır. Ancak, taraflarca düzenlenen taahhütnamelerde, davacının aylık ücretlerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu “Ders Görevi” başlıklı 176. madde gereğince ek ders ücreti olarak hesaplanacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun maddesinde de, “bu Kanun’un 89. maddesine göre kendilerine ders görevi verilenlere, ders saati başına gündüz öğretimi için 140, örgün ve yaygın eğitim kuramlarında yarıyıl ve yaz tatillerinde, cumartesi ve pazar günleri ile saat 18.00’den sonra başlayan öğretim faaliyetleri için 150 gösterge rakamının bu Kanuna göre belirlenen aylık katsayısı ile çarpımından oluşan miktar üzerinden ek ders ücreti ödenir.” hükmü yer almaktadır. Davacının son bordrosundaki ücretin, söz konusu Kanun maddesine uygun olarak tespit edilip edilmediği anlaşılamamaktadır. Bu durumda, 657 sayılı Kanun’un 176. maddesine açıklanan yöntem ile davacının ücretinin belirlenmesi ve buna göre dava konusu alacakların hesaplanması gerekirken, mahkemece, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık çalışma süresine ilişkindir. Mahkeme, davacının 20.01.2004-10.12.2006, 15.12.2006-27.11.2007, 28.11.2007-28.05.2010 tarihleri arasında 2004 yılında 303 gün, 2005 yılında 273 gün, 2006 yılında 272 gün, 2007 yılında 314 gün, 2008 yılında 308 gün, 2009 yılında 271 gün, 2010 yılında 150 gün prime esas kazanç gün bildiriminde bulunlduğu ücretsiz izinde olduğu sürelerin tenzili ile çalışma süresinin 5 yıl 6 ay 2 gün olduğu kabul edilmiş ise de, davacının fiili çalışma süresinin 1891 gün olduğu anlaşılmış olup davacının çalışma süresi, sigorta kayıtlarına göre fiili çalışma süresinin tespiti ile ücretsiz izinli olduğu dönem dışlanarak belirlenmeli ve sonuca göre hesaplama yapılmalıdır. Davacının fiili çalışma dönemi dışında kalan süreler bakımından hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil günlerine ilişkin hesaplama yapılması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Somut olayda; bozma öncesi verilen kararı davacı taraf temyiz etmemiş olup; kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacakları bakımından bozma öncesi belirlenen tutar davalı lehine usulü kazanılmış hak teşkil eder. Bozma öncesinde hüküm altına alınan bu alacak kalemleri usulü kazanılmış hak ilkesine aykırı olarak bozma sonrasında daha yüksek olarak belirlenmiş olup, kararın bu nedenle bozulması gerekmektedir.
Diğer yandan bilirkişi raporunda ücreti alacağı brüt tutarda hesaplanmış olup, Mahkemece, raporda mütalaa edilen brüt tutarın, net ifadesiyle hüküm altına alınması da hatalı olmuştur.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23/10/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.