Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/38948 E. 2017/19178 K. 25.09.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/38948
KARAR NO : 2017/19178
KARAR TARİHİ : 25.09.2017

MAHKEMESİ : Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İŞ MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin uzun zamandan beri davalı asıl işverene bağlı alt işveren olan… Kurumsal Tic. Ltd. Şti emrinde çalıştığını, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1997/21408 esas-1998 / 2275 karar sayılı kararına da vurgu yaparak müvekkilinin doğrudan doğruya kendisini çalıştıran alt işverene, dilediği taktirde her iki işverene ya da asıl işverene talepte bulunma hakkının olduğunu, bu nedenle her iki işverene de davanın yöneltildiğini, müvekkilinin iş akdinin fesih tarihine kadar sürekli ve kesintisiz çalıştığını, davalı tarafça 25/07/2016 tarihinde “güvenlik sebebi nedeni ile” ile iş sözleşmesinin bildirimsiz feshedildiğini, fesih gerekçesinin soyut olduğunu, açıklayıcı ve anlaşılır olmadığını, müvekkilinin 7 yılı aşkın bir süredir aynı işyerinde çalıştığını ve hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açılmadığını ileri sürerek işe iadesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabının Özeti:
Davalı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu vekili, müvekkili kurum ile diğer davalı yüklenici firma arasında hizmet alım sözleşmesi imzalandığını, diğer davalı yüklenici firmanın müvekkili kurum ile akdedilen söz konusu hizmet alım sözleşmesinin gereği bireysel hizmet sözleşmesi ile çalıştırdığı, belirli sayıda personeli müvekkili kurum bünyesinde istihdam ettiğini, davacının da 01/03/2016 tarihli belirli süreli Bireysel Hizmet Sözleşmesini diğer davalı yüklenici firma ile imzaladığını ve bu kapsamda müvekkili kurumda büro elemanı olarak istihdam edildiğini, müvekkili kurum tarafından diğer davalı yüklenici firmaya 20/07/2016 tarih ve 47166 sayılı yazı ve eki ile 15 Temmuz 2016 Cuma günü Ülkemizde yaşanan talihsiz kalkışma olayı sonrasında, kamu kurumlarında istihdam edilen personelle ilgili olarak yapılan değerlendirmeler sonucunda haberleşme sektörünün düzenleyici ve denetleyici otoritesi olan müvekkili kurum projelerinde ekteki listede yer alan personelin güvenlik tedbirleri nedeniyle tebliğ tarihi itibarıyla çalışmasının uygun bulunmadığının belirtildiğini, diğer davalı yüklenici firma personeli olan davacının iş sözleşmesinin doğrudan müvekkili kurum tarafından değil diğer davalı yüklenici firma tarafından sona erdirilmiş olduğunu, kamu düzenini ve anayasal düzeni tehdit eden FETÖ yapılanmasına aidiyeti, irtibatı ve iltisakı bulunan ve tüm kamu kurum ve kuruluşlarında çeşitli faaliyet alanlarında istihdam edilen kişilerin Ülkemize uğrattığı zararlar ve halen tehdit unsuru olmaları nedeniyle ciddi önlemler alınması zaruretinin hasıl olduğunu, bu zorunluluk kapsamında davacının da müvekkili kurum projelerinde çalıştırılmaması gerektiğinin belirtilmiş olduğunu, davacı ile müvekkili kurum arasında iş kanunu kapsamında yapılmış bir iş akdi mevcut olmadığından husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, 17/08/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 670 sayılı “Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin “Kamu personeline ilişkin tebdirler” başlıklı 2 nci maddesi “…Milli Güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fethullahçı Terör Örgütüne ( FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır” hükmü ile 657 Sayılı kanuna tabi olarak çalışmakta olan 196 müvekkili Kurum personelinin kamu görevine son verildiğini, Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, itisakı veya irtibatı olan müvekkili Kurum personeli olmasa da müvekkili kurumda istihdam edilen 24 kişi için davalı yüklenici firmaya 20/07/2016 tarih ve 47166 sayılı yazı ile ekindeki listede yer alan personelin güvenlik tedbirleri nedeniyle tebliğ tarihi itibarıyla çalışmasının uygun bulunmadığının bildirildiğini, davacının da bu kapsamda olduğunu müvekkili kurumda çalıştırılmasının güvenlik açısından tehdit oluşturduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacının müvekkili şirkette belirli süreli iş sözleşmesi ile altı aydan az çalıştığını, davacının işine müvekkili şirket tarafından son verilmediğini, davacının işine son verilmesinin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkili şirketin söz konusu Kurumun emir ve talimatlarına uymak zorunda olduğunu, davada asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlara dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf başvurusu :
İlk DereceMahkemesinin kararına karşı, davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesinin karar ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaat ve sonucuna varılarak yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun 6100 sayılı H.M.K.’nın 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz başvurusu :
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasında, iş sözleşmesinin haklı veya geçerli nedenle feshedilip feshedilmediği hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.
4857 sayılı Kanun’un 18. maddesi bakımından işçinin davranışlarından kaynaklanan sebepler, işçinin aynı Kanun’un 25/II. maddesinde öngörülen ve işverene derhal fesih yetkisi tanıyan haklı sebepler niteliğinde ve ağırlığında olmayan, işyerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen, sözleşmeye aykırı davranışlarıdır. İşçinin davranışı ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde geçerli sebep olabilir. İşçinin sosyal açıdan olumsuz bir davranışı, toplumsal ve etik açıdan onaylanmayacak bir tutumu işyerinde üretim ve iş ilişkisi sürecine herhangi bir olumsuz etki yapmıyorsa geçerli sebep sayılamaz. Yargılama sırasında bu sebeplerin ağırlıkları her olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. İşçinin iyiniyet ve ahlak kurallarına uymayan davranışı sonucunda iş ilişkisine devam etmek işveren açısından çekilmez hale gelmişse, diğer bir anlatımla güven temeli çökmüşse işverenin haklı sebeple derhal fesih hakkı doğar. Buna karşılık, işçinin davranışı taraflar arasında bulunması gereken güven temelini çökertecek ağırlıkta bulunmamakla, iş ilişkisine devamı tam anlamıyla çekilmez hale getirmemekle birlikte, işin normal işleyişini bozuyorsa, işyerindeki uyumu olumsuz yönde etkiliyor ve işverenden bu nedenle iş ilişkisini yürütmesi normal olarak beklenemiyorsa 4857 sayılı Kanun’un 18/1. maddesi gereği geçerli fesih hakkı doğar.
4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
İş sözleşmesinin devamı konusunda davacının fesih sebebi yapılan davranışı kesin şekilde kanıtlanamamış ise de tanık anlatımları ile ortaya çıkan olgulardan işverenden iş ilişkisini sürdürmesi beklenemez derecede şüphe meydana gelmiş olup bu durumda iş sözleşmesinin feshinin yerinde olduğu kabul edilmelidir.
Dosya içeriğindeki kayıt ve belgelerden somut olayda; davalı Kurum ile diğer davalı şirket arasında “2016 yılı Genel Temizlik Hizmeti Alımı ile İdari Destek ve Teknik Destek Hizmeti Alımına Ait Sözleşme” bulunduğu, 15/07/2016 tarihli darbe girişimi sonrasında davalı Kurumca davalı şirkete yazılan 20/07/2016 tarih ve 47166 sayılı yazıda “15 Temmuz 2016 Cuma günü ülkemizde yaşanan talihsiz kalkışma olayı sonrası, Kamu Kurumlarında istihdam edilen personelle ilgili olarak değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda haberleşme sektöründe düzenleyici ve denetleyici otoritesi olan Kurumumuz projelerinde ekteki listede yer alan personelin güvenlik sebebiyle tebliğ tarihi itibariyle çalışması uygun görülmemektedir.” denilmek suretiyle davalı şirket personeli olan davacının da aralarında bulunduğu 24 kişinin çalışmasının uygun bulunmadığının bildirildiği, bunun üzerine davacının iş sözleşmesinin feshedilerek 20/07/2016 işten ayrılışının yapıldığı görülmektedir.
Yargılama esnasında 10/01/2017 tarihli celsede; davalı Kurum vekilince, davacının iş sözleşmesinin müvekkili Kurumca feshedilmediği, çalıştığı işveren tarafından feshedildiği, darbe girişimi sonrasında olağanüstü hal dönemine girildiği ve bu dönemin özelliği gereği birtakım tedbirlerin alınmasının doğal olduğu, davacının iş sözleşmesininde çıkarılan KHK kapsamında firma tarafından feshedildiği, 667 sayılı KHK.’nın 4. maddesinde sadece örgütle ilişiği olduğu değerlendirilen memurların değil bunun yanında işçilerle ilgilide açık düzenleme olduğu, söz konusu madde düzenlemesinde somut delil aranmadığı, özellikle değerlendirilen ifadesine yer verildiği, … Mahkemesince verilen kararda da bu bağın sübut derecesinde ortaya konulmasının aranmadığı, şüphe olmasının ve bu şekilde değerlendirilmesinin yeterli görüldüğü yönünde beyanda bulunulmuştur.
Aynı celse davacı vekili, 667 sayılı KHK.’nın 4. maddesinin f ve g bendinde işçilere ilişkin hüküm var ise de buradaki öngörülen usulün müvekkilinin iş sözleşmesinin feshinde uygulanmadığını, davalıların sözleşmenin feshinde de bu bentlere dayandıklarını beyan etmediklerini belirtmiş, müvekkili ile ilgili varsa tutulmuş olan güvenlik tutanağının mahkemeye ibrazına karar verilmesini talep etmiştir.
Yine aynı celse davacı asil tarafından ise, 2012 yılında Kurumda çalışırken Sızıntı dergisine üye yapıldığı, 2015 yılında yapılan bir teftişte kurum çalışanlarından kurum memurları hakkında zorla bağış adı altında para toplandığı şeklinde suç duyurusunda bulunulduğu, bu kapsamda bütün çalışanların yazılı ifade verdiği, kendisinin de Sızıntı dergisine zorla üye edildiğini beyan ettiği, ancak kendisine buna ilişkin bir dönüş olmadığı yönünde beyanda bulunulmuş, bu soruşturmanın sonucunun kendisine bildirilmediğinden dosyaya sunulmasını talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince aynı celsede verilen ara karar ile davacı vekilinin güvenlik tutanağının sunulması ve davacı asilin soruşturma sonucu ile ilgili evrakların mahkemeye sunulması talebinin davanın esasına etki etmeyeceği gerekçesiyle reddine karar verilmiş, yargılama sonucunda davanın reddine dair hüküm kurmuştur.
İstinaf başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda, Bölge Adliye Mahkemesince kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaat ve sonucuna varılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı tarafın talepleri reddedilerek 10/01/2017 tarihli celsedeki taleplerine yönelik olarak bir araştırma yapılmadan davanın reddine karar verilmesinin dosyanın kapsamına uygun düşmediği görüldüğünden, davacı taraf taleplerine yönelik olarak araştırma yapılmalı; ayrıca davacı hakkında mevcut ise adli ya da idari soruşturma evrakları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı Terörle Mücadele ile ilgili birimlerden ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan varsa davacı ile ilgili bilgi ve belgeler ile yine Bank Asya’ya açılmış mevduat hesapları, hesap hareketleri ve bankacılığa ilişkin işlemler olup olmadığı sorulmalı, tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.