Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/39012 E. 2017/20102 K. 02.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/39012
KARAR NO : 2017/20102
KARAR TARİHİ : 02.10.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davalı şirketin hazır beton işi ile uğraştığını, bir kısım işlerini de taşerona verdiğini, bu işlerden birinin de taşıma işi olduğunu, taşıma işini taşeron şirket … A.Ş.’ye verdiğini, davacının pompa yağcısı olarak hazır beton işinde çalıştığını, 19.02.1999 tarihinde işe başladığını, 08.01.2013 tarihinde davacının iş akdinin haksız olarak feshedildiğini, davacının iş akdini hizmetli sıfatlı yeni bir görevi beğenmemesi nedeni ile kendisinin sonlandırdığını iddia ettiğini, davacının resmiyette gerçek ücretinden daha az ücret gösterildiğini ancak aylığının net 1.000,00 TL olduğunu, ücretinin bir kısmının bankadan bir kısmının elden ödendiğini, işçilerin notere yönlendirildiğini, yasal haklarını alabilmek için bir çok belge imzalatıldığını, davacının haftada 7 gün sabah 06-07:00’den 22,23:00’e kadar çalıştığını, dini milli bayramlarda çalıştığını, hafta tatillerinde çalıştığı halde izinli gibi imza attırıldığını, davacıya yıllık izin verilmediğini beyan ederek kıdem tazminatı, yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili, milli bayram ve genel tatil çalışma ücreti alacaklarının faizleri ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, kısmi dava açılamayacağını, davacının çalışmalarının farklı işverenler nezdinde geçtiğini, davacının kendi işçileri olmadığını, davacının çalıştığını beyan ettiği dönemde davaya ihbar olunan … Firması ile aralarında sözleşme yapıldığını, bu sözleşmeye göre de davalı şirketin bu davada taraf olamayacağını, davacının işçilik alacaklarından davalı şirketin sorumlu olamayacağını, davalı … ile … arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi olmadığını, davalı şirketin hazır beton üretimi işi yaptığını, …’nın taşıma işi yaptığını, davalı şirketin 30/03/2004 tarihinde kurulduğunu, zamanaşımı definde bulunduklarını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar Olunan … İnş. ve Tic. A.Ş. vekili, davacının çalışmalarının bekçi olarak geçtiğini, işyerinde davacının hizmetine ihtiyaç olması sebebi ile görev değişikliği yapıldığını, davacının … 7. Noterliği 9995 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile iş akdini feshettiğini bildirdiğini, davacının iş akdini feshetmesinin ardından 16/01/2013 tarihinde 1.998,70 TL fazla mesai, genel tatil, hafta tatili ücreti karşılığı, 12.639,57 TL kıdem tazminatı, 1.029,63 TL bakiye maaş alacağı, 99,08 TL … olmak üzere toplam 15.766,98 TL ödendiğini, davacının son ücretinin 908,50 TL olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine yapılan inceleme sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 2016/18518 E., 2016/17446 karar sayılı ilamı ile; “somut olayda davalı tarafça dosyaya ibraz edilen 12.02.2013 tarihli ibraname 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun yürürlüğe girdikten sonra yapılmış olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun’da ibraname için belirtilen tüm unsurları taşımaktadır. İbranamede davacı davalı işverenden kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, resmi tatil ve yıllık izin ücret alacakları yönünden hiçbir hak ve alacağının kalmadığını bildirilmiştir. Bu durumda davacının ibranamede yazılı miktarlar dışında alacağı bulunmadığı bildirildiğinden söz konusu alacaklara ilişkin taleplerin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozma nedenidir.” gerekçesi ile hükmün oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece oyçokluğu ile alınan bozma ilamına uyulmasına karar verilerek bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
Somut uyuşmazlıkta, mahkemece uyulmasına karar verilen Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 2016/18518 E., 2016/17446 karar sayılı kararında “… davalı tarafça dosyaya ibraz edilen 12.02.2013 tarihli ibraname 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun yürürlüğe girdikten sonra yapılmış olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun’da ibraname için belirtilen tüm unsurları taşımaktadır. İbranamede davacı davalı işverenden kıdem tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, resmi tatil ve yıllık izin ücret alacakları yönünden hiçbir hak ve alacağının kalmadığını bildirilmiştir. Bu durumda davacının ibranamede yazılı miktarlar dışında alacağı bulunmadığı bildirildiğinden söz konusu alacaklara ilişkin taleplerin reddi gerekirken kabulü hatalı olup bozma nedenidir.” şeklindeki gerekçesi ile davacının kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai, hafta tatili ve … ücretine yönelik taleplerin reddine karar verilmesi gerektiği açıklanmış ise de, tüm dosya kapsamı ve bozma ilamındaki karşı oy dikkate alındığında söz konusu bozma ilamının maddi hataya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli 1957/13 esas ve 1959/5 karar sayılı kararı ile 09.05.1960 tarihli 1960/21 esas ve 1960/9 karar sayılı kararında açıklandığı üzere, Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara Mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde dahi usulü kazanılmış hak oluşmaz ve Yargıtay’ın hatalı bozma kararından dönülmesi mümkündür.
Dosya kapsamından, davacıya iş sözleşmesinin 08/01/2013 tarihinde feshinden sonra, 16/01/2013 tarihli ibraname ile kıdem, ihbar tazminatları ile fazla çalışma, resmi tatil alacağı, asgari geçim indirimi ve ücret alacaklarına karşılık 15.766,08 TL ödemenin banka aracılığı ile yapıldığı, aynı miktarlar yönünden davacının 12/02/2013 tarihinde işvereni Noter’de düzenlenen belge ile ibra ettiği anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunun 420/1 ve 2 fıkraları aynen.. “İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.” hükmünü içermektedir.
Davalı tarafından yapılan bu ödemeler 908,50 TL brüt ücret üzerinden yapılmış olup, davacı son net ücretinin 1.000,00 TL olduğunu, bir kısım ücretin bankaya yatırılıp, kalanın elden ödendiği iddiasındadır. Bu husus tanıklarca da doğrulanmış, mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacının yaptığı iş ve kıdemine göre net ücreti 1.000,00 TL olarak belirlenmiş olup taraflar arasında BK.’nun 420 md. de tanımlanan “… hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva eden..” bir ibra ya da ödeme belgesinin varlığının kabulüne yasal olanak bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılan ilk yargılamada, bu yasal düzenlemeye göre, yapılan ödemeler içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz kabul edilerek, gerçek ücrete göre belirlenen alacaklardan mahsubu ile bakiye alacakların tahsiline ilişkin verilen karar doğru olup tekrar bu doğrultuda karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine, 02.10.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.