Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/42646 E. 2017/24223 K. 06.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/42646
KARAR NO : 2017/24223
KARAR TARİHİ : 06.11.2017

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVATÜRÜ:ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı isteminin özeti:
Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalı, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Bozma ilamına uyulan mahkemece, yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Mahkemece verilen 29.11.2013 tarihli karar Dairemizin 14.05.2015 tarihli, 2014/32540 esas, 2015/17434 karar sayılı bozma ilamı ile sair temyiz itirazları reddedilerek; işçilik alacaklarının hesabında hizmet cetvelinde yer alan sürelerin esas alınması gerektiği, işin mevsimlik yapılıp yapılmadığı belirlendikten sonra yıllık izin alacağının değerlendirilmesi gerektiği, davacının çıkışının yapıldığı 03.02.2003 tarihindeki son ücreti ve hizmet süreleri üzerinden kıdem tazminatının hesaplanarak bulunacak tutarın ödenen kıdem tazminatını karşıladığının anlaşılması halinde bu dönemin tasfiye edildiğinin kabulü ile tasfiye edilen sürelerin yeniden tazminat hesabına katılmaması gerektiği, yapılan ödemenin daha az çıkması halinde bu ödemenin avans kabul edilerek faizi ile mahsubunun gerektiği gerekçeleri ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyulmuş ve temyiz konu karar verilmiştir.
1-Taraflar arasında yapılan işin mevsimlik iş olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.Çalışmanın sadece yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler mevsimlik iş olarak tanımlanabilir. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları ve fakat yılın diğer döneminde işçilerin iş sözleşmelerinin ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir.4857 sayılı İş Kanunu’nun 53/3 maddesi uyarınca, mevsimlik işlerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler uygulanmaz. Bir başka anlatımla, mevsimlik işçi, 4857 sayılı Kanun’un yıllık ücretli izin hükümlerine dayanarak, yıllık ücretli izin kullanma veya buna dayanarak ücret alacağı isteminde bulunamaz. Hemen belirtmek gerekir ki, 53/3. maddede ki kural, nispi emredici kural olup, işçi lehine bireysel iş sözleşmesi ya da toplu iş sözleşmesi ile yıllık ücretli izne ilişkin hükümler düzenlenebilir ve mevsimlik işçiler için yıllık izin hakkı tanınabilir.
Mevsimlik çalışmalarda, kural olarak işçinin yıllık ücretli izin hakkı bulunmamakta ise de, iş yerinde geçen çalışmaların yılda onbir ayın üstünde gerçekleştiği takdirde işçinin dinlenme hakkının varlığının kabulü gerekmektedir. 4857 sayılı Kanun’un 53. maddesinde mevsimlik işlerde yıllık izin hakkının doğmayacağı belirtilmiş ise de, yılın ne kadar bölümünde çalışılma halinde işin mevsimlik iş sayılacağı yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Şu halde, yılın tamamına yakın bir bölümünde çalışılma halinde Anayasal temeli olan dinlenme hakkının tanınmasının gerekeceği açıktır.Dosya içeriğine göre; işyerinde, her bir çalışma döneminde işçilerin aynı tarihlerde işi başlamadığı ve bırakmadığı, hatta işçilerinin birbirinden farklı tarihlerde işe başladığı ve bıraktığı, işyerinde çalışan işçi sayısının yıl içerisinde değişkenlik arz ettiği, işyerinin hangi tarihlerde üretime ara verdiğinin belli olmadığı, üretimin azaldığı ancak süreklilik arz edecek şekilde devam ettiği, yukarıda izah edilen mevsimlik iş koşullarının oluşmadığı, işyerinde yapılan işin mevsimlik iş olmadığı anlaşılmakla mahkemenin bu konudaki tespiti yerindedir.
2-Bir diğer uyuşmazlık konusu mahkemece bozma ilamına uyulup uyulmadığı noktasındadır.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, mahkeme yönünden; bozma kararında gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, kararda açıklanan hukuki esaslar çerçevesinde hüküm kurmak yükümlülüğü doğar. Bu hukuki aşama “usulü kazanılmış hak” olarak adlandırılır. Bu hukuki kurum mahkemeye; hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esaslar ve yerine getirilmesi istenilen hususlar kapsamında, yargılama usulünün, davanın sürüncemede kalmaması ve en az maliyetle bir an önce bitirilmesi amacına yönelik “usûl ekonomisi ilkesi” çerçevesindeki hükümleri ışığında, uyulan bozma kararı gereğinin yerine, tam olarak getirilmemesi gerekçesiyle ikinci kez “BOZULMASINA” sebebiyet vermeyecek şekilde, özenle işlem yapmak ve hüküm kurmak zorunluluğunu getirir.Bozma ilamında işçilik alacaklarının hesabında hizmet cetvelinde yer alan sürelerin esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduğu halde bozma gerekleri yerine getirilmemiş, davacının işçilik alacaklarının hizmet cetvelinde yer alan sürelere göre belirlenmesi gerekirken bozmadan önce bu husus dikkate alınmaksızın yapılan hesaplamaya göre karar verilmiştir. Hüküm bu yönden hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Diğer yandan bozma ilamında, davacının çıkışının yapıldığı 03.02.2003 tarihindeki son ücreti ve hizmet süreleri üzerinden kıdem tazminatının hesaplanarak bulunacak tutarın ödenen kıdem tazminatını karşıladığının anlaşılması halinde bu dönemin tasfiye edildiğinin kabulü ile tasfiye edilen sürelerin yeniden tazminat hesabına katılmaması gerektiği, yapılan ödemenin daha az çıkması halinde bu ödemenin avans kabul edilerek faizi ile mahsubunun gerektiği de belirtilmiştir. Mahkemece, hizmet sürelerine ilişkin bozma gereği yerine getirilmediğinden mahsup yoluna gidildiği görülmektedir. Oysa ki, hizmet döküm cetvelindeki hizmet süreleri dikkate alındığında 3.2.2003 tarihindeki hizmet süreleri ve son ücreti üzerinden hesaplama yapıldığında (bozma sonrası dosyaya ibraz olunan 04.06.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre) kıdem tazminatını karşıladığı anlaşıldığından bu dönemin tasfiye edildiği kabulüyle tasfiye edilen sürelerin tazminat hesabına katılmaması gerekir. Hüküm bu yönden de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06/11/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.