Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/5235 E. 2017/12082 K. 23.05.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5235
KARAR NO : 2017/12082
KARAR TARİHİ : 23.05.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, müvekkilinin davalı asıl işveren …’a ait işyerinde, alt işveren taşeron şirket nezdinde çalıştığını, davalının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/6 maddesi uyarınca işçilik alacaklarından sorumlu olduğunu belirterek bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin ihale makamı olması ve söz konusu işin birim fiyatlı anahtar teslim iş olması nedeniyle işçilik alacaklarından ihaleyi alan şirketlerin sorumlu olduğunu, davacının ücret seviyesinin kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu uyarınca davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili süresinde temyiz etmiştir.
Taraflar arasında davacıya ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu’nun 323. maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek ünvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı vekili tarafından seri olarak açılan aynı nitelikteki dava dosyalarının birlikte incelenmesinde, Mahkemece aynı işi yapan işçi ücretlerinin seri dosyalarda birbirinden farklı kabul edildiği, usta yardımcısı ücretlerinin usta ücretlerinden fazla belirlendiği tespit edilmekle, Mahkemece işçi ücretleri arasındaki bu farklı belirlemelerin neye göre yapıldığı anlaşılamamaktadır. Kaldı ki, bir kısım dosyalarda davacı tanık anlatımlarının davacı iddiasını doğrulamadığı halde dikkate alındığı anlaşılmaktadır. Buna göre, Mahkemece öncelikle seri dosyalardaki davacı ücretleri arasındaki bu farklılıklar ve çelişkilerin giderilerek işçi ücretleri denetime elverişli olacak şekilde belirlenmeli ve sonuca gidilmelidir.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.05.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.