Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/9224 E. 2017/23700 K. 31.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/9224
KARAR NO : 2017/23700
KARAR TARİHİ : 31.10.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 12.10.2010-28.11.2013 tarihleri arasında personel şefi olarak çalıştığını, davalı işveren tarafından haklı nedene dayanmaksızın iş sözleşmesinin sona erdirildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı Savunmasının Özeti:
Davalı vekili , davacının firmalarına ait restoranda personel şefi olarak çalıştığını, davacının yetkisi dışında emirler vermesi, işverene karşı iş bırakmaya zorlaması gibi sebeplerle iş sözleşmesinin 28.11.2013 tarihinde sona erdirildiğini, yine de ödenmesi gereken tazminatların ödendiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, taraf vekilleri süresinde temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasında ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık vardır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re’sen araştırılmalıdır.
Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşları ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı internet sitesinde bulunan “Kazanç bilgisi sorgulama” ekranından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; davalı işyerinde personel şefi olarak çalışan davacı, aylık 1.400,00 TL net ücret aldığını iddia etmiş, davalı işveren ise bodrodaki ücreti aldığını ileri sürmüştür. Mahkemece, yukarıda belirtilen esaslara göre ücret araştırması yapılmadan , daha sonra tarafların iddia ve savunmaları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirilmeden davacının gerçek ücretinin tespit edilmemesi ve bu ücret üzerinden hesaplama yapılmaması hatalıdır. Eksik inceleme ile ücretin yazılı şekilde kabul edilerek hüküm altına alınması yerinde olmamıştır.
3-Fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacağının hesaplanması konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda; hesaplamalarda bordrolardaki fazla mesai ve genel tatil çalışması karşılığı ücret tahakkuklarının bulunduğu ayların hesaplamada dışlandığı belirtilmesine rağmen dışlanmadığı, davacının yanlızca 2013 yılından 4 günlük yıllık izni kaldığını belirtmesine rağmen yıllık izinde olduğu ve çalışmadığı ulusal bayram genel tatil günlerinin hesap dışı bırakılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece bilirkişiden ek rapor aldırılarak fazla çalışma ve genel tatil alacağının, yukarıda belirtildiği üzere hesaplanması istenmelidir. Bu yön gözetilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
4-Kabule göre de; dava açıldıktan sonra davalı işverence davacı hakkında yürütülen icra takip dosyalarına kıdem ve ihbar tazminatı ile 2013/Kasım ayı ücreti alacakları bakımından ödemede bulunulduğu, bu bakımdan davalı tarafın davanın açılmasına sebep olduğu ve davacının dava açmakta haklı olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla, Mahkemece yargılama giderleri ve vekalet ücretine tarafların haklılık durumuna göre hükmedilmelidir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 31.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.