Yargıtay Kararı 22. Hukuk Dairesi 2017/9340 E. 2017/25744 K. 22.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 22. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/9340
KARAR NO : 2017/25744
KARAR TARİHİ : 22.11.2017

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, gerçek ücreti 1.200,00 TL olmasına karşın, sigorta primlerinin asgari ücretin biraz üstü seviyede yatırıldığı işyerinde fazla mesai yapmasına, ulusal bayram ve genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalışmasına rağmen ücretlerinin ödenmediğini öne sürerek, kıdem, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili, yıllık izin alacaklarına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı işveren, davacının da aralarında bulunduğu yaklaşık 77 işçinin, 03.08.2013 tarihinde toplu olarak izinsiz şekilde iş bırakma eylemi yaptıklarını, durumun Bölge Çalışma İl Müdürlüğü tarafından tutanak altına alındığını, noter marifetiyle de, işyerinde bulunan tezgah ve makinelerde çalışma yapılmadığının tespit ettirildiğini, davacının bu tarihten sonra işe devam etmemesi üzerine 13.08.2013 tarihli noterlik ihtarnamesi gönderilerek, 4857 sayılı İş Kanunu 25/2. maddesi gereğince maddi anlamda işyerini zarara uğratması ve işe haklı neden olmaksızın devam etmemesi nedeniyle iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının bordroda görünen ücretle çalıştığını, işyerinde vardiya usulü çalışma yapıldığını ve fazla mesai yapılmadığını,yapılan çalışmaların karşılığının bordrolara yansıtılarak imza karşılığı ödendiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kabulüne dair hüküm kurulmuştur.
Temyiz:
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasında davacının aylık aldığı ücret tutarı hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu Mahkemece resen araştırılmalıdır.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanun’un 8. ve 37. maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de gözardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı net 1.200,00 TL ( brüt 1.678,53 TL) ücretle çalıştığını iddia ederken, işveren davacının bordroda görünen tutarda ücret aldığını savunmuştur. Dosyaya sunulan son aya ilişkin bordroda davacının ücreti brüt 1.116,00 TL olarak görülmektedir. Davacı tanıkları davacının 1.200,00-1.500,00 TL arasında net ücret aldığını beyan etmişlerdir. Mahkemece, DİSK ve Ticaret Odasından emsal ücret araştırılmıştır. DİSK 2.000,00 – 2.500,00 TL arası olabileceği, Ticaret Odası ise standart olanın asgari ücret olduğu, işçinin kişisel yeteneklerine göre değişebileceği şeklinde yanıt vermiştir. Mahkemece, tanık beyanları doğrultusunda ücretin 1.200,00 TL net (1.678,53 TL brüt) olduğu değerlendirmesiyle yapılan bilirkişi hesabına göre karar verilmiştir. Ancak, davacı sendikalı bir işçi değildir, ilke kararlarında belirtilen kurumlardan ve meslek odalarından emsal ücret araştırması yapılarak davacının ücreti belirlenip işçilik alacaklarının bu ücrete göre hesaplanması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.
3-Taraflar arasında davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda da uyuşmazlık mevcuttur.
Somut olayda, davacının işyerinde gelmeyen arkadaşlarının yerine ayda 2-3 kez çalışma yaptıkları yönündeki beyanı soyut niteliktedir. Davacının kimin yerine kadar süre ile çalıştığı belli değildir. Kaldı ki, bu duruma göre davacının da gelemediği zamanlar olabilecektir. Buna göre, davacının fazla çalışma talebinin ispatlanamaması nedeniyle reddi gerekirken, kabulüyle alacağa hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.