Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2015/18978 E. 2015/24961 K. 09.09.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/18978
KARAR NO : 2015/24961
KARAR TARİHİ : 09.09.2015

Tebliğname No : KYB – 2015/179408

Kasten yaralama suçundan suça sürüklenen çocuklar B.. Ç.. ve N.. Ç..’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 31/3, 62 ve 52. maddeleri gereğince ayrı ayrı 1.320,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına dair Bursa 1. Çocuk Mahkemesinin 24/02/2015 tarihli ve 2014/558 esas, 2015/92 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 11.05.2015 tarih ve 2015/9214 – 29875 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 26.05.2015 tarih ve 2015/179408 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 24. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca yöntemine uygun olarak uzlaştırma girişiminde bulunulması gerektiği gözetilmeden, soruşturmada ve kovuşturma aşamalarında suça sürüklenen çocukların uzlaşma hükümlerinden yararlandırılmamasında,
2) 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanun’un 23/1. maddesinde 19/12/2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 40. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası olay tarihinde yürürlükte olan ve maddede belirtilen “Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda, Ceza Muhakemesi Kanunundaki koşulların varlığı halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Ancak, bu kişiler açısından denetim süresi üç yıldır”, şeklindeki düzenleme karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisinde; isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309.maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5271 sayılı CMK’nin 253/(4). maddesine göre; “Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya talimatı üzerine adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanuni temsilcilerine yapılır. Cumhuriyet savcısı uzlaşma teklifini
açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.”
Somut olay incelendiğinde; şikayetçinin 15.06.2014 tarihli ifadesinde ve aynı tarihte düzenlenen uzlaşma tutanağında uzlaşmak istemediğini belirttiği, bu durumda sanıklara uzlaşma teklifinde bulunmanın da gereksiz olduğu, dosya kapsamında sanıkların şikayetçinin zararını giderdiklerine veya gidermek istediklerine dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı, bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için gerekli olan mağdurun zararını karşılama şartının gerçekleşmediği anlaşılmakla; bu nedenlerle mahkemenin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE; 09.09.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.