YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/35243
KARAR NO : 2016/7325
KARAR TARİHİ : 23.03.2016
Silahla tehdit suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106/2-a ve 62. maddeleri uyarınca iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Asliye Ceza Mahkemesinin 13/11/2012 tarihli ve 2006/1683 Esas, 2012/868 sayılı Kararının Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/09/2014 tarihli ve 2014/17365 Esas, 2014/29285 Karar sayılı ilâmı ile onanması sonucu kesinleşmesini müteakip, sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 02/03/2015 tarihli ve 2006/1683 Esas, 2012/868 sayılı Ek Kararına yönelik itirazın reddine dair Ağır Ceza Mahkemesinin 30/03/2015 tarihli ve 2015/397 Değişik İş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 18.05.2015 tarih ve 2015/10187 – 32213 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 05.06.2015 tarih ve 2015/186923 sayılı tebliğnamesi ile 4. Ceza Dairesine gönderildikten sonra görevsizlikle Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2012/3-909 Esas, 2014/121 sayılı ilamında mahkemece incelenmeyen ve kararda değinilmeyen delillerin yeni delil niteliğinde olduğunun belirtildiği, bu nedenle yargılama sırasında dosya içerisine alınan ancak daha sonra yargılama yapan mahkemesince imhasına karar verilen ve hiçbir suretle yargılamada dikkate alınmayan (başka bir dosyaya ilişkin) sanık … ile İbrahim Altan arasında geçen konuşmaları içeren iletişim tespit tutanaklarında, sanığın bu dosyaya ilişkin üzerine atılı suçu işlemediğine dair konuşmaların geçtiği, mağdurlar tarafından silahlı tehdit eylemini gerçekleştirdiği iddia olunan kişiler bakımından sanığın bu kişilerden olduğuna dair bir teşhisin yapılamadığı, sanığın olay yerinde olduğuna dair …’in çelişkili beyanları haricinde fiziki bir delilin bulunmadığı gibi, herhangi bir tanık beyanının da bulunmadığı yönündeki gerekçelerinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi kapsamında, yapılacak yeni değerlendirme sonucunda ortaya çıkacak delillerle birlikte, sanık lehine kabule değer olabileceği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde; isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; sanık … hakkında, mahkemece yargılama yapılarak deliller ve tanık beyanları usulünce değerlendirilerek Mağdurlar Arif Hikmet Beyhan ve Nail Doğu’yu silahla tehdit eyleminden TCK’nin 106/2-a, 62. maddeleri uyarınca iki kez 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11.09.2014 gün ve 2014/17365 Esas, 2014/29285 sayılı kararıyla hükmün onanması suretiyle temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, sanık müdafii tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan
başvurunun da; 22.01.2015 tarih, KD–2014/381826 sayılı yazısı ile, ileri sürülen itiraz sebeplerinin daha önce dile getirildiği, Dairece yapılan incelemede bu konuların değerlendirildiği, hükmün esasına etkili bir hususun inceleme dışı bırakılmadığı dikkate alınarak, 5271 sayılı Yasanın 308. maddesi uyarınca karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığından itiraz yoluna gidilmediği belirtilerek reddedildiği, bozma talebinde belirtilen yargılama sırasında dosya içerisine alınan ancak daha sonra yargılama yapan mahkemece imhasına karar verilen başka bir dosyaya ilişkin sanık … ile İbrahim Altan arasında geçen konuşmaları içeren iletişim tespit tutanaklarında geçen konuşmaların sanığın tek taraflı beyanları olması ve olaya ilişkin ayrıntı içermemesi nedeniyle sanık lehine yeni delil olarak kabul edilemeyeceği, sanığın teşhisi ve diğer sanık Fatih Şahin’in beyanlarının daha önce Yargıtay 3. Ceza Dairesinin incelemesi aşamasında değerlendirildiği anlaşılmakla, yargılamanın yenilenmesi talebinde ileri sürülen nedenlerin 5271 sayılı CMK’nin 311. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirinin kapsamına girmediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/03/2015 tarihli ve 2015/397 değişik iş kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE; 23.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.