YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/764
KARAR NO : 2016/16862
KARAR TARİHİ : 04.10.2016
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜMLER : Mahkumiyetlere dair
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;
1) Sanık … yönünden;
a) 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda subjektif sorumluluk esası kabul edilmiş olup, “netice sebebiyle ağırlaşmış suç başlıklı” TCK’nin 23. maddesinde bu durum “bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” şeklinde açıklanmıştır.
Failin, kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin gerçekleşebileceğini öngördüğü, buna rağmen eylemine devam ederek sonlandırdığı durumda, olası kastla hareket ettiğini kabul ederek gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan dolayı doğrudan sorumluluğu cihetine gidilecektir. Ancak böyle bir kastın bulunmadığı, kast-taksir kombinasyonunun bulunduğu, temel suç tipinin kasıtlı, ağır ve başka neticenin ise taksirli olduğu durumda failin sorumluluğunu belirleyebilmek açısından, kasten işlenen temel suç ile ağır netice arasında öncelikle illiyet bağının varlığı aranacaktır. Nedensellik bağı meydana gelen netice açısından varlığı zorunlu ise de tek başına yeterli olmayıp neticenin ayrıca faile yüklenip yüklenmeyeceği değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ağır neticenin objektif olarak faile yüklenebilir olması için, bu ağır ve başka neticenin temel suç tipinin işlenmesine bağlı, ona bitişik, ona özgü olan özel tehlikenin gerçekleşmesi ve doğrudan sonucu olması halinde mümkündür. Örneğin göze yapılan darbe sonucu görme kaybına neden olunması halinde failin görme kaybının gerçekleşebileceğini öngördüğü kabul edilerek gerçekleşen ağır sonuçtan sorumlu tutulacaktır. Ancak failin gerçekleşen ağır ve başka netice bakımından olası kastı olmamakla birlikte, bu ağır ve başka neticenin gerçekleşebileceğini öngörebildiği halde, failin bu netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için en azından taksiri aranacaktır. Taksirle sorumluluk bakımından neticenin objektif olarak öngörülebilir olması yeterlidir.
Genel nitelikteki bu açıklamalardan sonra somut olayımızı ele alacak olursak; mağdur … ve sanık … ile, temyiz dışı sanık … arasındaki tartışmaya sanık …’in de katıldığı, taraflar arasında çıkan kavgada, sanığın mağdur …’yi, … Devlet Hastanesi’nin 09/09/2009 tarihli raporunda belirtildiği üzere “sağ alt dudak lateral bölgede 0,5 cm çaplı çizik, sol elmacık kemiği üstü 3*3, sol kaş üstü 5*3 cm lik, sağ diz lateralde 3 er adet 0,5 cm lik erozyon, sağ diz medialde 2 şer adet 0,5 er cm erozyon, sol pretibial bölgede yatay 8 cm çizik, sol omuz arka bölgede 10*10 cm erozyon, hemen üstü 1 cm çizik, sağ omuz arka bölgede 10*10 cm erozyon, hemen alt iç tarafta 1 er cm birbirine paralel dikey çizik, sağ kol medialde 10*5 cmlik erozyon, sağ el distal falanks 5. parmakta erozyon, sağ diz ara bölümde 6*6 cmlik erozyon, sağ diz arka bölümde medialde 6*6 cmlik erozyon” olacak şekilde yaralandığının tespit edildiği, aynı raporda “tıbbi tedavisi yapıldığı, hastanın inf. bulguları olduğundan ambulans ile… Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği, kardiyoloji, ortopedi muayenesi kons. uygundur” şeklinde tespit yapıldığı, sonrasında Adli Tıp Kurumu … İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 19.06.2013 tarihli raporda; “09.09.2009 tarihli darp olayı sonrası götürüldüğü hastanede travmatik cilt bulgularının yanında myokard enfarktüsü tesbit edildiğinden, tesbit edilen myokard enfarktüsünün olayın efor ve stresinin tetiklemesi sonucu meydana gelmiş olabileceği, olay sonrası myokard infarktüsü nedeniyle tedavi gördüğü 14.09.2010 tarihinde taburcu edildiği, kişinin normal yaşam aktivitesinin devam ettiği ve olaydan 5 ay sonra öldüğü dikkate alındığında 09.09.2009 tarihli darp olayı ile 19.02.2010 tarihli ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunmadığının” belirtildiği, dolayısıyla yaralamanın gerçekleştiği olayla miyokard infarktüsü arasında illiyet bağının bulunduğunun açıklanmış olması karşısında, mahkemece Adli Tıp Kurumu… İhtisas Dairesinin raporunda belirtilen illiyet bağı sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek, 5237 TCK’nin 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olayı değerlendirecek olursak; olay günü sanığın mağdura elleriyle kasten vurup TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (myokar infarktüsü/kalp krizi sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından olası kastla hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak mağdurun yaşı da gözetildiğinde kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörebildiği halde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak eliyle kasten vurması sonucu buna bağlı, buna özgü ve beklenen bir tehlikenin değil, çok daha farklı gerçekleşen ağır ve başka sonuç doğuran bu olayla ilgili olarak en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, müştekideki kalp rahatsızlığının önceden sanık tarafından bilinip bilinmediği araştırılıp, bilmediğinin anlaşılması durumunda sanığın basit taksirle yaralama suçundan TCK’nin 89/1-2,son maddesiyle, bilmesi halinde bilinçli taksirle yaralamadan TCK’nin 89/1-2,son, 22/3. maddeleriyle cezalandırılması cihetine gidilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi,
b) Suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş olan sanık … hakkında TCK’nin 51. maddesi uyarınca erteleme koşullarının mevcudiyeti yönünde bir değerlendirme yapılmadan, yazılı şekilde şartlarının oluşmadığından bahisle cezanın ertelenmemesine karar verilmesi,
2) Sanıklar … ve … yönünden;
a) Sanıklara TCK’nin 86/1. maddesi uyarınca verilen temel hapis cezalarının TCK’nin 87/1-d maddesi gereğince bir kat artırılmasına karar verildiği halde, artırım sonucu uygulanan ceza miktarının hükümlerde gösterilmeksizin, sanıkların doğrudan TCK’nin 87/1-d, son cümlesi uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi
b) Taraflar arasında meydana gelen karşılıklı kavgada, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği kesin olarak anlaşılamadığından, sanıklar lehine TCK’nin 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
c) Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ile sanık …’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerle, 6723 sayılı Kanunun 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Yasanın 8/1 maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 04/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.