Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2018/4012 E. 2018/11659 K. 27.06.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/4012
KARAR NO : 2018/11659
KARAR TARİHİ : 27.06.2018

Kasten yaralama suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 86/2, 86/3-e, 29, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 2.240,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2018 tarihli ve 2017/134 Esas, 2018/214 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 08.05.2018 tarih ve 2018/6142 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2018 tarih ve 2018/40522 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
1) Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanık …’ın, mağdur …’ya karşı yaralama eyleminde bulunduğundan bahisle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de, mağdurun yaralandığına ilişkin dosyada herhangi bir doktor raporunun bulunmadığı, sanık …’ın, mağdur/suça sürüklenen çocuğun, kendisine ve eşine yönelik saldırısını defetmek için sopayı savunma amaçlı kullandığını beyan etmesi, mağdur/suça sürüklenen çocuk Mustafa Doğan’ın ise, sanık … küfredince üzerine yürüdüğünü, ancak sanığın elindeki sopayı kendisine salladığını ve sopanın koluna geldiğini beyan etmesi karşısında, sanık …’ın eyleminin meşru müdafaa kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde,
2) Mahkemesince sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin bulunması ve sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışları dikkate alındığında, pişman olduğu ve yeniden suç işlemekten çekineceği hususunda kanaat hasıl olmadığından bahisle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231/6. maddesinde “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Akşehir Sulh Ceza Mahkemesinin 03/05/2007 tarihli ve 2006/425 Esas, 2007/178 sayılı kararı ile hükmedilmiş olan adli para cezalarının adli sicil arşiv kaydına alındığı ve silinme koşullarının oluştuğu ve giderilmesi gereken somut bir zararın bulunmadığı şartlarının gerçekleştiği, gerek Anayasanın 141/3. maddesinde gerekse de 5271 sayılı Kanunun 230. maddesinde mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olmak zorunda olduğunun belirtildiği, bununla birlikte Mahkemesince sanığın herhangi bir somut gerekçeye yer verilmeden sanık hakkında hükmün açıklanmasının yer olmadığına karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Tebliğnamedeki 1 no’lu görüşe yönelik yapılan incelemede;
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanunun 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; sanık … hakkında, mahkemece yargılama yapılarak deliller usulünce değerlendirilerek şikayetçi …’yı basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralama eyleminden TCK’nin 86/2,86/3-e, 29, 62, 52/2 maddeleri uyarınca 2.240,00 TL. adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği; kanun yararına bozmaya konu edilen Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2018 tarihli ve 2017/134 Esas, 2018/214 sayılı mahkumiyet kararındaki ileri sürülen hukuka aykırılığın 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesindeki hallere dahil olmayıp hakimin takdir hakkına ilişkin olduğu, mahkemenin de takdir hakkını olayda TCK’nin 25. maddesini değil, TCK’nin 29. maddesini uygulayarak kullandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2018 tarihli ve 2017/134 Esas, 2018/214 sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE,
2) Tebliğnamedeki 2 no’lu görüşe yönelik yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 gün 842-100;10.04.2012 gün 479-145 ve 08.05.2012 gün 449-186 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; sanığın mağdura yönelik eylemi neticesinde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olduğu; bununla ilgili şikayetçinin zararının ödenmesi yönünde herhangi bir girişimde bulunulmadığı, şikayetçinin şikayetinin devam edip sanık tarafından zararının giderildiğine dair dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığı, bu nedenle sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından olduğu kabul edilen suçun işlenmesiyle mağdurun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi şartının yerine getirilmediği, yine mahkemenin kararında “Sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunması ve sanığın yargılama sürecindeki tutum ve davranışları dikkate alındığında, pişman olduğu ve yeniden suç işlemekten çekineceği hususunda kanaat hasıl olmadığından sanık hakkında CMK’nin 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına” karar verildiği açıklanmakla, hükmün açıklanmasının geri bırakılması için gerekli olan subjektif şartın da gerçekleşmediği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle Akşehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2018 tarihli ve 2017/134 Esas, 2018/214 sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.