Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2018/7676 E. 2018/18445 K. 28.11.2018 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/7676
KARAR NO : 2018/18445
KARAR TARİHİ : 28.11.2018

Silahla basit yaralamaya teşebbüs ve silahla basit yaralama suçlarından sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-e, 35, 62/l ve 52/2. maddeleri gereğince 5 kez 2.240,00 Türk Lirası adli para cezası ve 1 kez 3.000,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair …. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2016 tarihli ve 2015/86 Esas, 2016/185 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 19.10.2018 tarih ve 2018/5358 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.10.2018 tarih ve 2018/86229 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya aslının temyiz incelemesi nedeniyle Yargıtayda olduğu bildirildiğinden suret üzerinden yapılan incelemede;
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 28.03.2018 tarihli ve 2017/11232 Esas, 2018/5663 karar sayılı ilamında, “…Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4-238 Esas, 2002/367 karar sayılı ilamı uyarınca ve bu kararla uyumlu ceza dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğinde, şüpheli kalan bu halin sanık lehine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari düzeyde uygulanmasını gerektirdiğinin gözetilmemesi…” şeklindeki açıklamaları karşısında, somut olayda; taraflar arasında olay öncesine dayanan arazi anlaşmazlığının bulunduğu, tarafların birbirlerini karşılıklı yaraladıkları ve yaralamaya teşebbüs ettikleri, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği hususunda farklı beyanlar bulunduğu ve kim tarafından yapıldığının tespit edilemediği cihetle, anılan Kanun’un 29. maddesinde belirtilen haksız tahrik hükümlerinin sanık hakkında asgari düzeyde uygulanmayarak fazla ceza tayin edilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun
-1-

üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; sanık … hakkında, mahkemece yargılama yapılarak deliller usulünce değerlendirilerek yaralamaya teşebbüs eyleminden TCK 86/2, 86/3-e, 35, 62, 52/2 maddeleri uyarınca 5 kez 2.240,00 TL adli para cezası, yaralama eyleminden TCK 86/2, 86/3-e, 62, 52/2 maddeleri uyarınca 1 kez 3.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği; kanun yararına bozmaya konu edilen…. Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2016 tarihli ve 2015/86 Esas, 2016/185 sayılı mahkumiyet kararındaki ileri sürülen hukuka aykırılığın 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesindeki hallere dahil olmayıp hakimin takdir hakkına ilişkin olduğu, mahkemenin de olayda delilleri değerlendirerek sanık hakkında TCK’nin 29. maddesini uygulamadığı ve takdir hakkını bu yönde kullandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu nedenlerle ….Asliye Ceza Mahkemesinin 20.06.2016 tarihli ve 2015/86 Esas, 2016/185 sayılı kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmeyerek kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, 28.11.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

-2-