Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2019/14011 E. 2019/20644 K. 13.11.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/14011
KARAR NO : 2019/20644
KARAR TARİHİ : 13.11.2019

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜMLER : Mahkumiyetlerine dair

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanık … hakkında katılan …’a karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Sanık hakkında tayin olunan cezanın, karar tarihindeki miktar ve türü itibariyle hükmün, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 Sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 6723 Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen geçici 2. madde uyarınca kesin nitelikte olup temyizinin mümkün olmadığı, bu nedenle temyiz isteminin reddine ilişkin 20.08.2015 tarihli ek kararda usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığından sanık ve müdafiinin bu karara yönelik temyiz sebeplerinin reddine ve redde ilişkin ek kararın istem gibi ONANMASINA,
2) Sanıklar … ve … hakkında katılan …’e karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinin “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, önce bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından, tebligata, Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin,
Yokluğunda verilen kararın tebliği için sanık …’ın mernis adresine doğrudan “mernis adresi” ibaresi ile çıkarılan ve Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi gereğince yapılan tebligat işleminin usule aykırı olduğu anlaşılmakla, sanık tarafından hükümden sonra vekaletname ile atanan müdafiinin 03.07.2015 tarihli temyiz dilekçesinin öğrenme üzerine süresinde olduğu kabul edilerek, temyiz isteminin reddine ilişkin 20.08.2015 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verilmek suretiyle yapılan incelemede;
a) Katılanın yaralanması hakkında düzenlenen Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 21.10.2014 tarihli raporunda “…nazal kemik, sağ frontal sinüs ön duvar minimal deplase fraktür…” bulunduğunun bildirildiği ancak yüzde sabit iz konusunda değerlendirmeye yer verilmediği, bu hususta başkaca da rapor alınmadığı gözetildiğinde, katılanın yaralanmasının yüzünde sabit ize neden olup olmadığının tespiti için tüm tedavi evrakları, raporları, varsa film ve grafileri ile birlikte en yakın Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevkedilerek duraksamaya yer vermeyecek şekilde yeniden raporu aldırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
b) Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nin 86/1. maddesi gereğince temel cezalar belirlenirken kastın yoğunluğu, darbe sayısı, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı nazara alınarak, TCK’nin 61. maddesindeki ölçütler ve TCK’nin 3. maddesindeki orantılılık ilkesi gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,
c) Katılan …’nın ve temyiz dışı diğer katılan …’ın beyanlarına, adli rapor içeriğine ve dosya kapsamına göre, katılan …’nın, iştirak halinde suç işleyen sanıklardan … tarafından ağaç sopa ile yaralanması nedeniyle sanıklara 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınarak 5237 sayılı TCK’nin 86/3-e maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
d)Sanıkların aşamalarda alınan ve aksi ispatlanamayan savunmalarında, olaydan önce katılanlardan …’nın, eşi ile telefonda konuşan … sinkaflı kelimelerle hakaret ettiğini iddia etmeleri ve mahkemenin kabulünün de bu yönde olması karşısında, sanık … lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari oranda uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
e) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve sanıklar müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1 maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış haklarının dikkate alınmasına, 13.11.2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.