YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/10929
KARAR NO : 2020/14873
KARAR TARİHİ : 27.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanıklar …, … ve … hakkında katılan …’e karşı kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik katılan … vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Katılan sanık … müdafiinin yüzüne tefhim edilen hükümlere karşı verdiği 19.07.2016 tarihli süre tutum dilekçe içeriğine göre temyiz isteminin müvekkili hakkında kurulan mahkumiyet hükmü ve “sanık müdafii” sıfatı ile sınırlı olduğu, 17.08.2016 tarihli gerekçeli temyiz dilekçe içeriğinde ise diğer sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini de katılan vekili sıfatıyla temyiz ettiği, katılan vekili sıfatıyla verdiği dilekçenin 1412 sayılı CMUK’un 310. maddesinde öngörülen bir haftalık yasal temyiz süresi geçirildikten sonra verildiği anlaşılmakla, “katılan” sıfatıyla yapmış olduğu temyiz isteminin 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince isteme aykırı olarak REDDİNE,
2) Sanık … hakkında müşteki …’a karşı kasten yaralama suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Müşteki … 16.06.2015 tarihli celsede şikayetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini beyan etmesi karşısında, verilen katılma kararı hükümsüz olduğundan karar başlığında “mağdur” yerine “katılan” olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre o yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
3) Sanık … hakkında katılan … ve müşteki …’ya karşı kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık … müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
a) Müşteki …’nın 16.06.2015 tarihli celsede şikayetçi olduğunu ancak davaya katılmak istemediğini beyan etmesi karşısında, verilen katılma kararı hükümsüz olduğundan karar başlığında “mağdur” yerine “katılan” olarak gösterilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/2-b maddesine aykırı davranılması,
b) Sanığın yargılama konusu eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçlarına ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarlarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına” ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) Sanık ile katılan ve müşteki arasında yaşanan kavgada, taraf anlatımlarının farklılık arzetmesi, olayın başlangıç aşamasını gören tanık bulunmaması ve karşılıklı kavga şeklinde yaşanan olayda her iki tarafında yaralandığı gözetildiğinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4 – 238 Esas – 367 Karar sayılı kararı ve bu kararla uyumlu ceza dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında da kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği durumlarda, sanıklar lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari (1/4) oranda uygulanması gerektiği gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA,
4) Sanıklar …, … ve … hakkında katılan …’e karşı kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıklar …, … ve …’ın temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
a) Katılan … hakkında Denizli Devlet Hastanesi 05.11.2014 pratisyen hekim tarafından düzenlenen raporda yaralanmanın hem basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu hem de basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğunun belirtilmesi, detay ve açıklama bulunmaması karşısında, söz konusu raporun kendi içinde çelişkili ve hükme esas alınacak ölçüde yeterli olmadığı anlaşılmakla, katılanın tüm tedavi evrakları, raporları, varsa film ve grafileri ile birlikte en yakın Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk edilerek yaralanmalarının 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerindeki tüm ölçütlere göre niteliği hususunda duraksamaya yer vermeyecek şekilde ayrıntılı kesin raporu alınarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken yetersiz ve çelişkili rapora dayanılarak eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
b) Sanıklar ve katılan arasında yaşanan kavgada, taraf anlatımlarının farklılık arzetmesi, olayın başlangıç aşamasını gören tanık bulunmaması ve karşılıklı kavga şeklinde yaşanan olayda her iki tarafında yaralandığı gözetildiğinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli ve 2002/4 – 238 Esas – 367 Karar sayılı kararı ve bu kararla uyumlu ceza dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında da kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği durumlarda, sanıklar lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari (1/4) oranda uygulanması gerektiği gözetilmemesi,
c) Sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nin 53/1. maddesi uygulanmamış ise de hak yoksunluğu kasıtlı suçlardan verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olup Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanıkların hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, … ve …’ın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca sanıkların kazanılmış haklarının dikkate alınmasına, 27.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.