Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/12412 E. 2020/16213 K. 12.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/12412
KARAR NO : 2020/16213
KARAR TARİHİ : 12.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Sanığın eylemi neticesinde katılanda meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak, Adli Tıp Kurumu Kocaeli Şube Müdürlüğünce tanzim olunan 10/03/2014 tarihli raporda, katılanın, “çene ucu sol kısmında 1 cm.’lik yara izinin yüzde sabit ize neden olup olmadığının tespiti için olay tarihinden altı ay geçtikten (03.08.2014 tarihinden) sonra muayene edilmek üzere tekrar şube müdürlüğümüze gönderilmesi gerekli olduğu” şeklinde görüş belirtilmesi, aynı Kurum tarafından tanzim olunan ve yaralanmanın yüzde sabit iz niteliğinde olduğunu belirten, hükme esas alındığı anlaşılan, 01.08.2014 tarihli raporun ise olay tarihinin üzerinden 6 ay geçmeden düzenlenmesiyle Adli Tıp kriterleri ve Dairemizin yerleşik uygulamaları ile uyumlu olmadığı gözetilerek, katılanın tüm tedavi evrakları, varsa film ve grafileri ile tüm adli muayene raporları ile birlikte en yakın Adli Tıp Kurumu ilgili Şube Müdürlüğüne sevki sağlanarak, yapılacak fiziki muayenesini müteakip mevcut yaralanmaların niteliğine ilişkin, 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerinde belirtilen tüm kriterleri kapsayan nihai rapor temini ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tespit ve tayini gerekirken, eksik inceleme ile, hüküm kurmaya elverişli olmayan rapora istinaden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kabule ve uygulamaya göre de;
2) Sanık hakkında düzenlenen iddianame ie, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. ve 86/3-e maddeleri gereği cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, yargılama sırasında sanığın üzerine atılı suç vasfının değiştiği anlaşılmakla, sanığa 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi gereği ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237

sayılı TCK’nin 86/1. maddesinin ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 gün, 2015/1167 Esas ve 2017/247 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, ek savunma hakkı tanınmadan TCK’nin 87/1-son maddesinin uygulanması suretiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Pelissier ve Sassi/Fransa, No: 25444/94, P. 67, Sadak ve diğerleri/Türkiye No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, 17.07.2001) kararlarında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine ve 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
3) Oluş, iddia, dosya kapsamı ve kabule göre, sanığın yargılama konusu eylemini 5237 sayılı TCK’nin 6/1-f maddesi kapsamında silahtan sayılan “bıçak” ile işlediği ve kabulün de bu yönde olduğu anlaşılmakla, sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK’nin 86/1. maddesine göre belirlenen temel cezada, aynı Kanun’un 86/3-e maddesi gereği (½) oranında artırım uygulanması ve sanığın eylemi neticesinde katılanın yüzünde sabit iz meydana gelmesi nedeniyle TCK’nin 87/1-c maddesi uyarınca (1) kat artırım uygulanmasını müteakip aynı Kanun’un 87/1-son maddesinde yer alan “Ancak, verilecek ceza, … üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz.” hükmü gereği ceza miktarının “5 yıl” hapis cezası yerine “3 yıl” hapis cezası olarak tespiti suretiyle eksik ceza tayini,
4) Tarafların olayın başlangıç ve gelişimine ilişkin farklı beyanlarda bulundukları, hakkında beraat kararı verilen temyiz dışı sanık …’in, olayın başlangıcını görmediğini beyan ettiği, her iki tarafın da ilk yaralama eyleminin karşı taraftan geldiğini beyan ettiği, taraflar arasında karşılıklı kavga şeklinde gerçekleşen, sanığın da basit şekilde yaralandığı ve katılan hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na karar verilen olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli, 2002/4-238 Esas ve 367 Karar sayılı kararı ile bu kararla uyumlu Dairemizin yerleşmiş ve süreklilik gösteren içtihatlarında kabu edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği hallerde, sanık lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik indirimi uygulanırken, TCK’nin 3. maddesinde belirtilen “cezada orantılılık ilkesi” nazara alınarak, asgari oranda (¼) oranında indirim yapılması gerekirken; dosya kapsamına uygun düşmeyen şekilde (¾) oranında indirim yapılmak suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini,
5) 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı

bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde verilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrileceğine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 12/11/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.