YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/12873
KARAR NO : 2020/16601
KARAR TARİHİ : 17.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
26.02.2016 tarihli son celsede mağdurun sanık hakkındaki şikayetinden vazgeçtiğini ve davaya katılmak istemediğini bildirmesi karşısında katılan sıfatı bulunmayan mağdurun, gerekçeli karar başlığında sıfatının “mağdur” olarak gösterilmesinde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamenin bu husustaki bozma istemli görüşüne iştirak edilmemiştir.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Adli Tıp Kurumu uygulama ve kriterleri ile Dairemizin istikrarlı içtihatlarına göre mağdurun yüzünde sabit iz kalıp kalmayacağı yönündeki raporun olay tarihinden en az 6 aylık süre geçtikten sonra yapılacak muayene sonucunda düzenlenmesi gerektiği, mağdurun yaralanmasının yüzünde sabit iz niteliğinde olduğuna dair Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 22.10.2015 tarihli raporun ise olay tarihinin üzerinden 6 ay geçmeden yapılan muayenesi sonucu düzenlendiği anlaşılmakla, mağdurun tüm tedavi evrakları ve raporlarıyla birlikte en yakın adli tıp kurumu şube müdürlüğüne sevkinin yapılarak, yaralanmasının yüzde sabit ize neden olup olmadığı yönünde yeniden rapor aldırılmasından sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesinin gerektiği gözetilmeden yetersiz rapora dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
2) Tarafların önce diğerinin kendisine hakaret ettiğine ve vurduğuna dair beyanları doğrultusunda olayın başlangıcını gören tarafsız tanık beyanı bulunmamasına göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarih ve 2002/4-238 Esas, 367 sayılı Kararı uyarınca ve bu kararla uyumlu Ceza Dairelerin yerleşmiş ve süreklilik gösteren kararlarında kabul edildiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı şüpheye
yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğinde şüpheli kalan bu halin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğinin belirtilmesi karşısında, sanık lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari seviyede uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
3) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 17.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.