YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/14780
KARAR NO : 2020/14421
KARAR TARİHİ : 22.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda subjektif sorumluluk esası kabul edilmiş olup, “Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç” başlıklı 23. maddede bu durum “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” şeklinde açıklanmıştır.
Failin, kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin gerçekleşebileceğini öngördüğü, buna rağmen eylemine devam ederek sonlandırdığı durumlarda, olası kastla hareket ettiğinin kabulü ile gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan dolayı doğrudan sorumluluğu cihetine gidilecektir. Ancak böyle bir kastın bulunmadığı, kast-taksir kombinasyonunun bulunduğu, temel suç tipinin kasıtlı, ağır ve başka neticenin ise taksirli olduğu durumda failin sorumluluğunu belirleyebilmek açısından, kasten işlenen temel suç ile ağır netice arasında öncelikle illiyet bağının varlığı aranacaktır. Nedensellik bağının, meydana gelen netice açısından varlığı zorunlu ise de bu durum tek başına yeterli olmayıp neticenin ayrıca faile yüklenip yüklenemeyeceği de değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ağır neticenin objektif olarak faile yüklenebilirliği, bu ağır ve başka neticenin temel suç tipinin işlenmesine bağlı, ona bitişik, ona özgü olan özel tehlikenin gerçekleşmesi ve doğrudan sonucu olması halinde mümkündür. Örneğin göze yapılan darbe sonucu görme kaybına neden olunması halinde failin görme kaybının gerçekleşebileceğini öngördüğü kabul edilerek gerçekleşen ağır sonuçtan sorumlu tutulacaktır. Ancak failin gerçekleşen ağır ve başka netice bakımından olası kastı olmamakla birlikte, bu ağır ve başka neticenin gerçekleşebileceğini öngörebildiği halde, failin bu netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için en azından TCK’nin 23. maddesi gereği taksiri aranacaktır. Taksirle sorumluluk bakımından neticenin objektif olarak öngörülebilir olması yeterlidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 tarih, 2013/495 Esas ve 2016/97 sayılı kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.06.2007 tarih, 2006/6399 Esas ve 2007/4534 sayılı kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25.04.2008 tarih, 2007/2727 Esas ve 2008/3371 sayılı kararı ve Yargıtay 3. Ceza Dairemizin 26.09.2016 tarih, 2015/3550 Esas ve 2016/16244 sayılı kararı ve yine Yargıtay 3. Ceza Dairemizin 01.10.2012 tarih, 2010/6651 Esas ve 2012/32108 sayılı kararları da bu yöndedir.
Genel nitelikteki bu açıklamalardan sonra somut olayımızı ele alacak olursak; sanık ile katılan arasında çıkan tartışma sırasında sanığın, katılanı darp ve cebir izi meydana gelmeyecek ve kişi üzerindeki etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, Akhisar Devlet Hastanesinin olay tarihli raporuna göre, “ sol kol ve bacakta parezi ve konuşma bozukluğu, BBT’de intraserebral kanama” tanısı konularak tedavi altına alındığı, İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 18.11.2014 tarihli raporunda, 20.08.2014 tarihinde maruz kaldığı darp ile şahısta tespit edilen bulgular arasında illiyet olup olmadığının tespiti için İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ilgili İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğinin belirtildiği, sonrasında İstanbul Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 30.01.2015 tarihli raporda “ kişi üzerindeki etkisi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olan yaralanmaya maruz kalan kişide netice sebebiyle ağırlaşan bir durumun oluştuğu, olayın efor ve stresiyle, kişide olay öncesi mevcut olan yüksek tansiyon hastalığına bağlı klinik bulguların akut hale geçerek beyin içi kanaması geliştiğinin anlaşıldığı, dolayısıyla soruşturma konusu olay ile gelişen beyin kanaması arasında illiyet bağı bulunduğu; geçirdiği beyin kanamasına bağlı oluşan klinik tablonun, “kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, kişide dava konusu olay tarihinden önce mevcut olan kronik seyirli, kalp ve damar dokularını etkileyen yüksek tansiyon hastalığının, olaya bağlı beyin kanaması gelişmesinde kolaylaştırıcı bir etken olarak rol oynadığı ” açıklanmış olup, mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun raporunda belirtilen illiyet bağı, sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek, sanığın TCK’nin 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; olay günü sanığın yumruk atmak suretiyle düşerek kafasını çarpmasına neden olduğu katılanı, TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (yüksek tansiyon hastalığına bağlı beyin içi kanama sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından kasten hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak katılanın yaşı da gözetildiğinde düşmesi sonucu beyin kanaması geçirmesinin objektif olarak öngörebildiği halde, sanığın kasten vurması sonucu katılanın düşüp kafasını çarpması, buna bağlı ve buna özgü olarak beklenen tehlikenin değil ve fakat daha farklı, daha ağır ve daha başka bir sonuç doğuran olayla ilgili en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, katılandaki yüksek tansiyon rahatsızlığının sanık tarafından önceden bilinip bilinmediği araştırılarak, bilmediği takdirde sanığın taksirle yaralama suçundan TCK’nin 89/1-2. maddesi gereğince, bilmesi halinde ise bilinçli taksirle yaralamadan TCK’nin 89/1-2, 22/3. maddeleri gereğince cezalandırılması gerekirken, sanığın kasten hareket ettiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
2) Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 tarih ve 2015/1167 Esas- 2017/247 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, sanığa ek savunma hakkı tanınmadan iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı TCK’nin 87/1-son maddesinin uygulanması suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesine muhalefet edilmesi,
3) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle, hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı BOZULMASINA, 22.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.