YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/21108
KARAR NO : 2020/13936
KARAR TARİHİ : 19.10.2020
Kasten yaralama suçundan sanık …’ün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 29 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.320,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmalarına dair İzmir 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.06.2019 tarihli ve 208/1078 Esas, 2019/648 Karar sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 02.07.2020 tarihli ve 2019/15342 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.07.2020 tarihli ve 2020/59949 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
1) Dosya kapsamına göre,
5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 10. maddesi uyarınca özel güvenlik eğitimini başarıyla tamamlayan ve 11. maddesi gereğince de Valilikten çalışma izni alan özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri nedeniyle işlenen suçların, aynı Kanun’un 23/2. maddesinde yer alan “özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenler kamu görevlisine karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.” şeklindeki düzenleme uyarınca, kamu görevlisine karşı işlenmiş olarak kabul edilmesi gerektiği nazara alındığında, olay günü, Ege Üniversitesi Kampüsü Bornova girişinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta olan katılanın, sanığın eylemi nedeniyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralandığı somut olayda, katılanın kendisine karşı işlenen suç nedeniyle kamu görevlisi sayılabilmesi için açıklanan koşulları taşıması gerektiği anlaşıldığından, katılanın bu koşulları taşıyıp taşımadığı araştırıldıktan sonra, taşıması halinde sanığa ek savunma hakkı verilip 5237 sayılı Kanun’un 86/3-c maddesi yönünden hukuki durumun takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde;
2) a) Sanığın yaralama eyleminin görevinden dolayı kamu görevlisine yönelik olmadığının tespiti halinde, 5237 sayılı Kanun’un 86/2. maddesinde düzenlenen basit kasten yaralama suçunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değiştirilmeden önceki haliyle de, anılan maddenin 253/1-a maddesi gereğince uzlaşmaya tâbi olduğunun anlaşılması karşısında, somut olayda sanıklar ve müştekiye soruşturma ve kovuşturma evresinde usûlüne uygun bir uzlaşma teklifi yapılmadığı cihetle, 5271 sayılı Kanun’un 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik de nazara alınarak, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilip, uzlaştırma işlemleri yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesinde;
b) 5237 sayılı Kanun’un 62. maddesinde yer alan takdiri indirim nedenlerinin uygulanıp uygulanmayacağının hiç tartışılmadan ve neden uygulanmadığına yönelik de bir gerekçe gösterilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde;
c) Sanığın mahkumiyetine esas kasten yaralama suçundan hüküm kurulurken temel cezanın 5237 sayılı Kanun’un 86/2. maddesinin uygulanması neticesinde tayin olunan 120 gün adli para cezasından aynı Kanun’un 29. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapıldığında bulunacak olan 80 gün adli para cezası üzerinden yine aynı Kanun’un 52/2. maddesinin uygulanması sonucunda 1.600,00 Türk lirası adlî para cezasına hükmedilmesi gerekirken neticeten 1.320,00 Türk lirası adlî para cezasına karar verilmek suretiyle eksik ceza tayin edilmesinde,
d) Sanığın adli sicil kaydındaki ilama konu TCK’nın 151/1. maddesine uyan suçun, sabıkadaki ilama ilişkin hükümden sonra yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinde uzlaştırma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında, anılan hükme ilişkin, uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucuna göre, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın kasıtlı suçtan sabıkası bulunduğundan bahisle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 10. maddesi uyarınca özel güvenlik eğitimini başarıyla tamamlayan ve 11. maddesi gereğince de Valilikten çalışma izni alan özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri nedeniyle işlenen suçların, aynı Kanun’un 23/2. maddesinde yer alan “özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenler kamu görevlisine karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır.” şeklindeki düzenleme uyarınca, kamu görevlisine karşı işlenmiş olarak kabul edilmesi gerektiği nazara alındığında, olay günü okulda özel güvenlik olarak çalışmakta olan katılanın, sanığın eylemi nedeniyle basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralandığı somut olayda, katılanın kendisine karşı işlenen suç nedeniyle kamu görevlisi sayılma koşullarını taşıyıp taşımadığı araştırıldıktan sonra, taşıması halinde sanığa ek savunma hakkı verilip 5237 sayılı Kanun’un 86/3-c maddesi yönünden hukuki durumun takdir ve tayin edilmesi gerekmektedir.
Kabule ve uygulamaya göre de; sanığın yaralama eyleminin görevinden dolayı kamu görevlisine yönelik olmadığının tespiti halinde, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesinde düzenlenen basit kasten yaralama suçunun, 5271 CMK’nin 253. maddesine göre uzlaşmaya tâbi olduğu halde; sanık ve katılana uzlaşma teklifinde bulunulmadığından 5271 sayılı CMK’nin 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik de gözetilerek, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilip, uzlaştırma işlemleri yapıldıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Sanık hakkında kurulan hükümde, sanık müdafiinin 19.06.2019 tarihli oturumda sanık lehine olan hükümlerin uygulanmasını talep ettiği halde, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 62. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmamıştır.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesine göre belirlenen “120 gün” adli para cezasının 5237 sayılı TCK’nin 29/1. maddesine göre (1/3) oranında indirilmesi sırasında 80 gün hapis cezası yerine hesaplama hatası yapılarak “66 gün” adli para cezasına hükmedilerek eksik ceza verilmiştir.
Bununla birlikte sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesinin uygulanmamasına neden olan kasıtlı suçun, 5237 sayılı TCK’nin 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçu olduğu, mala zarar verme suçunun 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaştırma kapsamına alınmış olması gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre, sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması karşısında; 5237 sayılı TCK’nin 7. maddesi uyarınca uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, anılan hüküm yönünden uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanmış olması durumunda, sanığın adli sicil kaydında başka suçtan mahkum olmadığı da gözetilerek sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden; İzmir 38. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.06.2019 tarihli ve 208/1078 Esas, 2019/648 Karar sayılı kararının 5271 sayılı 309/4. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA; müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 5271 sayılı CMK’nin 309/4-b maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 19.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.