Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/4156 E. 2020/10378 K. 10.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4156
KARAR NO : 2020/10378
KARAR TARİHİ : 10.09.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Beraat
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) “Katılanın çocuğunun sanığın üzerine yürümesi karşısında sanığın yerden eline bir taş aldığı ve atacakmış gibi yaptığı” şeklindeki kabule göre, katılan … tarafından sanığa yönetilmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırının bulunmadığı olayda, hatalı değerlendirme ile sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nin 25. maddesi kapsamında “meşru müdafaa” kapsamında kaldığının kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Dosyada tanık sıfatıyla beyanları tespit olunan … ile …’ın, hazırlık aşamasında tespit olunan (03/08/2015) ve (07/09/2015) tarihli beyanları ile yargılama aşamasında tespit olunan beyanları arasında arasında çelişki bulunduğu, mahkemece öncelikle bahse konu çelişkilerin giderilmesi yoluna gidilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda ise hangi beyana ne tür bir gerekçe ile üstünlük tanındığı denetime imkan verecek şekilde tartışılıp, ulaşılan vicdani kanaat tam olarak tutanaklara yansıtıldıktan sonra hüküm verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yargılamaya devamla hüküm kurulması,
3)Olay anında olay yerinde bulunduğu anlaşılan ve sanık tarafından tarafsızlığı konusunda herhangi bir itiraz öne sürülmeyen, hazırlık aşamasında beyanı tespit olunan tanık İbrahim Çalışkan’ın, usulüne uygun davetiye ile duruşmaya çağrılarak beyanı tespit olunduktan sonra delillerin takdir ve değerlendirmesine geçilmesi gerekirken, adı geçen tanığın, katılanın oğlu olmakla tarafsız beyanda bulunmayacağı şeklindeki ön yargı ile yargılama aşamasında beyanının tespit edilmemesine karar verilmesi,
4) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz.” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
5)Sanık hakkında hüküm kurulurken, 5237 sayılı TCK’nin 25. maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmemesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/6. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 10/09/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.