Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/5211 E. 2020/12337 K. 01.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5211
KARAR NO : 2020/12337
KARAR TARİHİ : 01.10.2020

MAHKEMESİ : Edirne 3. Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinde yer alan “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, sanığın öncelike bilinen en son adresi esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki (MERNİS) adresi itibariyle gerekçeli kararın tebliği yoluna gidilmesi gerekirken, sanığın dosyada bilinen en son adresine çıkartılan tebligatın iade edilmesini müteakip kolluk vasıtasıyla yapılan adres araştırması neticesinde sanığın annesine ait adres aracılığıyla gerekçeli kararın tebliği yoluna gidilmesi suretiyle Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine muhalefet edildiği, bu itibarla yapılan tebliğin usulsüz olduğu anlaşılmakla, sanığın temyiz süresi yönünden eski hale getirme talebinin kabulü ile temyiz talebinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Güncel adli sicil kaydına göre tekerrüre esas başkaca mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında, mükerrir olması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nin 58/3. maddesi gözetilerek, TCK’nin 86/2. maddesinde yer alan seçimlik yaptırımlardan hapis cezasının tercih olunması ve sanık hakkında TCK’nin 58. maddesi gereği tekerrür hükümlerinin uygulanması karşısında, tekerrüre esas alınan Edirne 3. Asliye Ceza Mahkemesine ait, 2013/183 Esas ve 2014/120 Karar sayılı ilamına konu eylemlerin, 5237 sayılı TCK’nin 151/1. maddesinde yer alan “Mala Zarar Verme” ve aynı Kanun’un 86/2. maddesi kapsamında kalan “Kasten Yaralama” suçlarına ilişkin olduğu; “Mala Zarar Verme” suçunun, 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesi gereği yeniden düzenlenen uzlaşma hükümleri kapsamına alındığı, bu itibarla ilama konu tüm suçlar yönünden uzlaşma kurumunun uygulanabilir hale geldiği, UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, tekerrüre esas alınan ilam yönünden Mahkemesince uzlaşma usulü uygulanarak, 07/05/2019 tarihli, 2013/183 Esas ve 2014/120 Karar sayılı ek kararı ile mezkur hükmün tüm neticeleriyle birlikte ortadan kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmakla, sanık hakkında TCK’nin 86/2. maddesinde yer alan seçimlik yaptırımlardan hapis cezasının tercih edilip edilmeyeceğinin ve TCK’nin 58. maddesinde düzenlenen tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz.” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
3) Sanığın aksi ispat olunamayan savunmasına göre mağdur tarafından sanığa küfür edilmesi suretiyle gerçekleştirildiği kabul edilen haksız eylem nedeniyle TCK’nin 29. maddesi gereği sanık hakkında haksız tahrik indirimi uygulanırken, TCK’nin 3. maddesinde yer alan “cezada orantılılık ilkesi” de nazara alınarak, TCK’nin 29. maddesi gereği asgari oranda (1/4) indirim yapılması gerekirken (1/2) oranında indirim yapılmak suretiyle sanık hakkında eksik ceza tayini,
4) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 01/10/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.