YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/6056
KARAR NO : 2020/10377
KARAR TARİHİ : 10.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Güncel adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 58. maddesi gereği tekerrür hükümlerinin uygulanmaması, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3-e ve 87/1-d, 87/1-son maddelerinde öngörülen cezanın alt sınırının 5 yıl hapis cezası olması nedeniyle, savunmasının yargılamayı yapan mahkemece bizzat alınması gerektiği gözetilmeyerek, savunmasının talimat yoluyla aldırılması suretiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (F.C.B. v İtalya, No: 12151/86, 28 Ağustos 1991) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine ve 5271 sayılı CMK’nin 196/2. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
2) Sanığın eylemi neticesinde katılanda meydana gelen yaralanmaya ilişkin olarak, Dicle Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca evrak üzerinde yapılan incelem neticesinde tanzim olunan 01.12.2015 tarihli raporda, “Sol frontalde non-deplase kırık hattı, izlenebildiği kadarıyla bilateral frontoparietal şüpheli milimetrik hiperdens görünüm (subdural hematom?) mevcut, spinal bt yok, acil nöroşirurjik cerrahi müdahale gerektirecek patoloji saptanmadı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez, kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisi orta (3) derecededir, hayati tehlikeye neden olur.” ifadelerine yer verilmekle, katılanda oluşan yaralanmanın yüz bölgesi dahilinde olduğu nazara alınarak, yüzde sabit iz ya da yüzün sürekli değişikliği niteliğinde olup olmadığına ilişkin herhangi bir görüş belirtilmediği gibi, mevcut yaralanmanın ne şekilde hayati tehlikeye neden olduğu hususunda da herhangi bir açıklamada bulunulmadığı anlaşımakla; katılanın, tüm tedavi evrakları, film ve grafileri ile geçici ve kesin raporları ile birlikte en yakın Adli Tıp Kurumu ilgili Şube Müdürlüğüne sevki sağlanarak, yargılama konusu eylem nedeniyle meydana gelen yaralanmasının niteliğine ilişkin, 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerinde belirlenen tüm ölçütlere göre rapor alınarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik inceleme ile yetersiz rapora istinaden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
3) Sanığın eylemi neticesinde katılanın, vücudunda orta (3) derecede kemik kırığı meydana gelecek ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması karşısında; sanık hakkında hüküm kurulurken, 5237 sayılı TCK’nin 86/1. maddesine göre temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, birden fazla nitelikli halin ihlali, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı nazara alınarak, TCK’nin 61. maddesindeki ölçütler ve TCK’nin 3. maddesindeki “cezada orantılılık ilkesi” gözetilerek sonuç cezaya etkili olacak şekilde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayini,
4) Sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK’nin 86/1. ve 86/3-e maddelerine göre belirlenen ceza miktarı üzerinden, katılanın hayati tehlike geçirmiş olması nedeniyle TCK’nin 87/1-d maddesi gereği (1) kat artırım yapılması ve bu şekilde belirlenen ceza miktarının 5 yılın altında kalması halinde TCK’nin 87/1-son maddesi uyarınca cezanın 5 yıla çıkarılması gerekirken, doğrudan TCK’nin 87/1-d-son maddesi işaret edilerek cezanın 5 yıla çıkarılarak yazılı şekilde uygulama yapılması suretiyle TCK’nin 61. maddesine muhalefet edilmesi,
5) Sanık hakkında, “ilk haksız hareketin hangi tarafça gerçekleştirildiğinin tespit edilemediği” gerekçesiyle TCK’nin 29. maddesi gereği haksız tahrik hükümlerinin uygulandığı anlaşılmakla; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli, 2002/4-238 Esas ve 367 Karar sayılı kararı ile bu kararla uyumlu Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren içtihatlarında benimsendiği üzere, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediği hallerde, sanık lehine 5237 sayılı TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari oranda (1/4) uygulanması gerektiği gözetilmeden (1/2) oranında indirim yapılarak, eksik cezaya hükmolunması,
6) Sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK’nin 29. maddesi gereği haksız tahrik indiriminin uygulandığı paragrafta uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nin 232/6. maddesine aykırı davranılması,
7) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal
edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, CMUK’un 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 10/09/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.