YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/6580
KARAR NO : 2020/13886
KARAR TARİHİ : 19.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyetlere dair
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Müştekiler … ve …’in sanıktan şikayetçi olup cezalandırılmasını istemesine ve katılma talebinin bulunmasına rağmen, bu konu hakkında bir karar verilmediği ve müşteki … vekilinin kararı temyiz ederek katılma iradesini açıkça ortaya koyduğu anlaşıldığından, müştekilerin CMK’nin 237/2 ve 260/1. maddeleri gereğince kamu davasına katılmasına karar verilerek yapılan temyiz incelemesinde;
Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nin 34/2. maddeleri uyarınca, hüküm fıkrasında, başvurulacak kanun yolunun, merciinin, başvuru şekli, süresi ve bu sürenin başlangıcının açıkça ve ilgiliyi yanıltmayacak biçimde gösterilmesi gerekmekte olup; dosya kapsamına göre, incelemeye konu hükümde katılan …’nin başvurabileceği süreden bahsedilmediği, bu suretle katılanın yanıltıldığı, gerekçeli kararın katılan vekiline tebliğ edilmediği anlaşılmakla, katılan … vekilinin öğrenme üzerine verdiği temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabulü ile yapılan temyiz incelemesinde;
1) Katılan … vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde:
Katılan … beyanlarında, avukat ve müdafii atanmasını istemediğini beyan ettiği ve dosyanın incelenmesinde, katılan …’nin avukatı olan avukat Vedat Alan’ın katılan … Şah’ın vekili olduğuna dair vekalet bulunmadığından, katılan … ile aralarında vekalet ilişkisi bulunmayan vekilin katılan adına yaptığı temyiz isteminin 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Sanık hakkında katılan …’ye karşı kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde:
Yerinde görülmeyen diğer temyiz nedenlerinin reddine, ancak;
a) Oluşa, katılan hakkında düzenlenen adli rapora ve dosya içeriğine göre; suçun işleniş biçimi, sanığın kastının yoğunluğu ve katılanda meydan gelen yaralanmanın niteliği nazara alınarak sanık hakkında temel ceza tayininde, TCK’nin 61. maddesi gereğince alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Kabul ve uygulamaya göre de; sanığın tekerrüre esas alınan Çınar Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/99 Esas ve 2012/120 Karar sayılı ilamın kesin nitelikte olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden sanık hakkında TCK’nin 58. madde hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi,
c) Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14/1. maddesinde; “Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
d) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
3) Sanık hakkında katılan …’e ve mağdur …’e karşı kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanık müdafiinin temyiz talebinin incelenmesinde:
Yerinde görülmeyen diğer temyiz nedenlerinin reddine, ancak;
a) Oluşa ve tüm dosya içeriğine göre, sanığın olay sırasında katılan ve mağdura doğru tüfek ile ateş ettiği ancak katılan ve mağdura isabet ettiremediği anlaşılmakla, eyleminin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle temel cezanın TCK’nin 86/2, 86/3-e, 35 maddeleri gereğince belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, TCK’nin 86/1, 86/3-e,35 maddeleri gereğince belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini,
b) Sanığa TCK’nin 86/1. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınmadan sanık hakkında TCK’nin 86/1. maddesinin uygulanması suretiyle sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
c) Sanığın yargılama konusu eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
d) Kabule göre de; sanığın tekerrüre esas alınan Çınar Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/99 Esas ve 2012/120 Karar sayılı ilamın kesin nitelikte olduğu ve tekerrüre esas alınamayacağı gözetilmeden sanık hakkında TCK’nin 58. madde hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi,
e) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.