Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/6951 E. 2020/13433 K. 13.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/6951
KARAR NO : 2020/13433
KARAR TARİHİ : 13.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanık hakkında mağdur …’e karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Sanığın, hakkında lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebi bulunmadığından tebliğnamedeki bozma görüşüne iştirak edilmemiştir.
a) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “20.01.2015” yerine “21.01.2015” olarak yanlış gösterilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/2-c maddesine aykırı davranılması,
b) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına” ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) Olayın oluş şeklinin “…sanık …’ın alkollü olarak …’ın evine giderek, … ile tartışıp bıçak çekip saldırdığı, …’ın eve kaçtığı, eşi Sevda’nın …’a engel olup elinden bıçağı almaya çalıştığı sırada …’ın bıçakla eşini elinden yaraladığı o sırada sanık …’ın beyanında belirttiği üzere sopayla evden çıkıp …’a vurduğu, … ile … arasında çıkan kavgada …’ın da basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı…” biçiminde dosya kapsamı ile uyumlu olarak kabul edilmesi karşısında, sanığın mağduru kasten yaralamaya yönelik birden çok eyleminin aynı suç işleme kastıyla çok kısa zaman aralığı içerisinde gerçekleştirilmesi nedeniyle, olay bir bütün olarak değerlendirilip Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.01.2020 tarihli ve 2015/3-1206 Esas – 2020/31 Karar sayılı ilamı gereğince, eylemin silahla yaralamaya teşebbüs olarak değerlendirilmesi gerektiğinden, sanık hakkında TCK’nin 86/2, 86/3-e ve 35. maddeleri uyarınca uygulama yapılarak tamamlanmış basit yaralama suçu için öngörülen cezanın altına düşmeyecek şekilde bir ceza belirlenmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde TCK’nin 86/2. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi,
d) Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 53/1. maddesi uygulanmamış ise de hak yoksunluğu kasıtlı suçlardan verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olup Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule ve uygulamaya göre de;
e) Sanığın eyleminin soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında kalması, müştekinin 08.02.2016 tarihli celsede şikayetinden vazgeçtiğini, sanığın da aynı celsede vazgeçmeyi kabul ettiğini beyan etmeleri karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle TCK’nin 73/4 ve 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddeleri gereğince düşürülmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına,
2) Sanık hakkında mağdur …’e karşı kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Sanığın, hakkında lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebi bulunmadığından; tebliğnamedeki bozma görüşüne iştirak edilmemiştir.
a) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin “20.01.2015” yerine “21.01.2015” olarak yanlış gösterilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nin 232/2-c maddesine aykırı davranılması,
b) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına” ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) Olayın oluş şeklinin “….sanık …’ın alkollü olarak …’ın evine giderek, … ile tartışıp bıçak çekip saldırdığı, …’ın eve kaçtığı, eşi Sevda’nın …’a engel olup elinden bıçağı almaya çalıştığı sırada …’ın bıçakla eşini elinden yaraladığı…” biçiminde kabul edilmesi, sanığın, mağdur …‘nın ve tanıkların beyanlarında da, sanığın, …’a karşı saldırısını engellemek için elinden bıçağı almaya çalıştıkları sırada mağdur …’nın elinin kesildiğini beyan etmeleri karşısında, sanık hakkında mağdur …’yı yaralama eylemi yönünden 5237 sayılı TCK’nin 21/2. maddesi uyarınca olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
d) Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 53/1. maddesi uygulanmamış ise de hak yoksunluğu kasıtlı suçlardan verilen hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olup Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule ve uygulamaya göre de;
e) Kurulan hükümde TCK’nin 86/2. maddesi uygulanarak belirlenen “6 ay” hapis cezasından TCK’nin 86/3-a-e maddeleri uyarınca (1/2) oranında artırım yapılırken “9 ay” hapis cezası yerine hesap hatası yapılarak “12 ay” hapis cezasına, devamında TCK’nin 62. maddesi uyarınca (1/6) oranında indirim yapılırken “7 ay 15 gün” hapis cezası yerine “10 ay” hapis cezasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 13.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.