YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/8550
KARAR NO : 2020/16886
KARAR TARİHİ : 19.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama, hakaret, tehdit
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, beraatlerine dair, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 gün 2009/13-12 sayılı kararı uyarınca, sanıklar hakkında 5271 sayılı CMK’nin 231. maddesi gereğince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, aynı Kanun’un 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil olup temyizi mümkün bulunmadığından, itiraz mercii tarafından tetkik edilmek üzere, temyizen incelenmeksizin mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
2) Sanık … hakkında katılan …’ya karşı yaralamaya yardım etme suçundan kurulan beraat hükmü ile sanık … hakkında katılan …’e karşı hakaret ve tehdit suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik katılan … vekili ve katılan … vekilinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Sanığın aşamalarda yüklenen suçları inkar etmesi, tanıkların soruşturma aşamasında beyanlarının bulunmaması, tarafların soruşturma ifadelerinde, tutanaklarda tanıkların isimlerinin geçmemesi ve kovuşturma aşamasında katılan …’in isimlerini bildirdiği tanıklar olması da dikkate alındığında, tarafsız tanık olarak değerlendirilemeyeceklerinden mahkemenin bu yöndeki kabul, gerekçe ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamenin bozma görüşüne iştirak edilmemiştir
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre katılanlar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
3) Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
a) Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi gereğince “Kasten yaralama”, TCK’nin 106/1-1. maddesi gereğince “ tehdit ve TCK’nin 125/1. maddesi gereğince “hakaret” suçlarından kamu davası açıldığı, 5271 sayılı CMK’nin 253/3. maddesi gereğince “Kasten yaralama” suçu ile “ tehdit” suçunun birlikte işlenmesi nedeniyle sanığın üzerine atılı “Kasten yaralama” suçunun da uzlaşma kapsamında bulunmadığı anlaşılmış ise de; sanığın üzerine atılı TCK’nin 106/1-1. maddesinde düzenlenen tehdit suçunun 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesine göre uzlaşma kapsamına alındığı, bu nedenle 5271 sayılı CMK’nin 253/3. maddesinin uygulanma koşullarının ortadan kalktığı ve basit yaralama suçunun uzlaşmaya tabi hale geldiği anlaşılmakla; sanık ile katılan arasında 6763 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemi yapılması için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi, uzlaştırma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması halinde yargılamaya devamla hüküm kurulması lüzumu,
b) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza
olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) Kabule göre de, sanık hakkında tekerrüre esas alınan Soma Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2010 tarih, 2008/144 Esas ve 2010/637 Karar sayılı ilamına konu suçun 5237 sayılı TCK’nin 151/1. maddesinde düzenlenen “mala zarar verme” suçuna ilişkin olduğu ve bu suçun 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesinde 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası uzlaşma kapsamına alındığı ve UYAP ortamında yapılan araştırma sonucunda tekerrüre esas alınan anılan hüküm ile ilgili uzlaştırma nedeniyle uyarlama yargılaması yapılarak, 20.12.2019 tarihli ek kararı ile uzlaşma sağlandığı gerekçesiyle kamu davasının düşürülmesine karar verildiği ve anılan ek kararın itiraz edilmeden kesinleştiğine dair kesinleşme şerhinin UYAP ortamında mevcut olduğu anlaşılmakla; sanığın güncel adli sicil kaydında başkaca tekerrüre esas alınabilecek ilamı olup olmadığı da araştırılarak, sonucuna göre sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 19.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.