Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2021/16169 E. 2023/2404 K. 24.04.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/16169
KARAR NO : 2023/2404
KARAR TARİHİ : 24.04.2023

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/709 E., 2018/613 K.
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Muğla 3 Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.05.2018 tarihli ve 2017/293 Esas, 2018/176 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 6 yıl 10 ay 15 … hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.12.2018 tarihli ve 2018/709 Esas, 2018/613 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 10.10.2021 tarihli bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; zorunlu müdafii atanmadığından savunma hakkının kısıtladığına, veri inceleme raporunun itibar edilecek ve hükme esas alınacak delillerden olmadığına, tanık beyanlarının çelişkili olduğuna, etkin pişmanlıkta bulunan, aynı suça ilişkin şüpheli veya sanık konumunda olan kişilerin beyanlarının ve teşhislerinin hükme esas alınamayacağına, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına ve sair nedenlere ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın, talimat yoluyla yeminli beyanına başvurulan tanık H.K.’nin aşamalarda birbirleriyle uyumlu, sanığı tanıdığı, onun da kendisi gibi bir polis memuru olduğu, kendisinin örgüt içeresinde bulunduğu dönemde onun da sohbetlere gelip gittiği, onunla yaklaşık 4-5 ay aynı sohbet gurubunda yer aldığı, bundan dolayı onu tanıdığı, kendisinin 2015 yılının sonlarına doğru örgütle bağlantısını kestikten sonra onun örgüt içeresinde devam edip etmediğini bilmediği, sanığın ayrıca 17/25 Aralık’tan sonra da örgüt içeresinde devam ettiği şeklindeki beyanları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 sayılı Emniyet mahrem yapılanmasına ilişkin soruşturması kapsamında temin edilen gizli tanık GARSON’un teslim ettiği dijital materyallerde belirtildiği üzere sanığın örgütün emniyet mahrem yapılanmasında yer aldığı, söz konusu dijital veriler içerisinde yer alan bilgi fişine ait veri inceleme raporunda sanığın örgüte bağlılık düzeyinin …, yani “FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişilerden” olarak belirtilmiş olması 2015 yılı himmet miktarının 75 TL olarak belirtilmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, tüm dosya kapsamından sanığın Milli Güvenlik Kurulu tarafından alınan kararlardan sonra 2015 yılına kadar sürecek şekilde örgütün Emniyet Teşkilatı yapılanmasında görevli mahrem imamlarına bağlı olarak örgüt hiyerarşisi içerisinde yer almak suretiyle üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olma” suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmış ve suçun işleniş şekli ile sanığın örgüt içerisinde mahrem yapıda yer alması şeklindeki konumunun önemi dikkate alındığında alt sınırdan ayrılmak suretiyle cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Her ne kadar sanık aşamalarda gizli tanık GARSON tarafından emniyet görevlilerine teslim edilen materyallere ilişkin veri inceleme raporu ile tanık H.K.’nin beyanlarını kabul etmediğini beyan etmiş ise de; veri inceleme raporu ile tanık …’ın beyanlarının birbirleriyle uyumlu ve tutarlı olması karşısında, söz konusu savunmalara itibar edilmemiştir.
Sanık tarafından suç tarihinde bu yapının bir terör örgütü olduğuna dair mahkemelerce bir karar verilmemiş olduğundan, terör örgütü olarak kabulüne olanak bulunmadığı savunulmuş ise de, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/7162 Esas, 2017/4786 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere bir oluşumun suç örgütü olarak faaliyette bulunması her zaman mümkün olup, suç örgütü kabulü için mahkemenin bu yönde bir tespit yapması zorunlu değildir. Aksine kabul örgüt kararı kesinleşinceye kadar gerçekleşen zaman diliminde örgütsel suçların oluşmayacağı anlamına gelir ki bu durum suç ve yaptırım teorisine aykırıdır. Mahkeme kararıyla örgüt kararı verilmemiş olması, örgüte bir şekilde katılan, örgüt adına suç işleyen veya örgüte yardım eden kişilerin kusursuz olmaları bir başka deyimle yardım ettikleri veya adına suç işledikleri yapının örgüt olduğunu bilmemeleri halinde “hata hükümleri çerçevesinde” sorumsuzluk halini sağlayacaktır. Bu nedenle suç tarihi itibariyle bir örgüt kararının verilmemiş olması, açıklanan ilkeler doğrultusunda, MGK tarafından söz konusu örgüte ilişkin verilen kararlardan sonra dahi örgüt bağlantısının koparmayan bir başka deyişle neticeyi bilerek ve isteyerek tipik hareketi gerçekleştiren sanığın, yasal yönden sorumlu tutulmasına engel teşkil etmeyecektir.
Sanığın savunma içeriği dikkate alındığında koşulları oluşmadığından sanık hakkında etkin pişmanlık hükümleri tatbik edilmemiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
Ayrıntıları Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 14.11.2017 tarih ve 2017/1824 Esas 2017/5384 sayılı Kararında açıklandığı üzere;
Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi 5271 sayılı Kanun’un 156 ncı maddesi gereğince re’sen de müdafii görevlendirilmeyerek savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların eşitliği” ilkesinin ve Anayasa’nın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde, adaletin selameti açısından gerekli olan müdafiinin hukuki yardımından yararlandırılmadan yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek ve hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 150 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 188 inci maddesinin birinci fıkrası ve 289 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (e) bendlerine maddelerine muhalefet edilmesi bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 04.12.2018 tarihli ve 2018/709 Esas, 2018/613 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
24.04.2023 tarihinde karar verildi.