Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2011/18530 E. 2012/1881 K. 26.01.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/18530
KARAR NO : 2012/1881
KARAR TARİHİ : 26.01.2012

MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ

Dava dilekçesinde 6.000,00 TL.tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili; davalının kendisine ait … plakalı araç ile Davutköy istikametinden … istikametine doğru gelirken virajda şerit ihlali yaparak vekil edenine ait … plakalı motorsikletine çarptığını ve yol kenarına savurarak sürüklediğini ve motorsikleti kullanan davacı … ve yanındaki eşi davacı …’ın düşerek yaralandığını, olayda davalı sanığın tamamen kusurlu olduğu ve … Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2005/156 Esas, 2006/189 Karar sayılı dosyasında ceza aldığını, bu itibarla tedavi masrafları için toplam 1.500 TL maddi ve … için 2.500 TL, Kamil içinde 2.000 TL toplam 4500 TL olmak üzere 6.000 TL maddi ve manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalı duruşmalardaki beyanında, davacının davasını ispat etmesini, açılan davayı kabul etmediğini,ceza davasının beklenmesini,davalılara insani yardım olarak 50 TL masraf yaptığını, ancak elinde herhangi bir makbuz olmadığını davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.Mahkemece; davacının kaza sonucu maddi ve manevi zarara uğradığı hususunda dosyaya herhangi bir delil sunmadığı, tedavi masrafları olduğuna ilişkin makbuz ve belgeleri dosyaya ibraz etmediği,tanık dinletmediği,davacı hakkında maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmek için sadece ceza davasında davalının suçunun sabit olması nedeniyle ceza almasının yeterli olmadığı, bu suretle davacının maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin davasını ispatlayamadığı anlaşılmakla davasının reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.BK.md.41 gereğince, herkes “Gerek kasten, gerek ihmal ve özensizlik veya tedbirsizlikle haksız bir “surette” başkalarına verdiği zararı tazminle yükümlüdür.BK.nun.44.maddesi uyarınca zarar verenin sorumluluktan kurtulabilmesi için zarar görenin kusurunun illiyet bağını kesecek yoğunlukta olması gerekir. Aksi halde zarar görenin kusuru tazminatın indirimi sebebidir.Bilindiği gibi, Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine (davasına) etkisi 818 sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde düzenlenmiş olup, Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımı, aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının da, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi, özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.Borçlar Kanununun 53. maddesinde, “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hâkimini takyit etmez.” Hükmü öngörülmüştür.Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ne var ki, Hukuk Hâkiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, Ceza Hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile Hukuk Hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan Ceza Mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun Hukuk Mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK. 11.10.1989 gün ve E.1989/11-373, K.472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından Ceza Hâkiminin Hukuk Hâkiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. O halde bir Ceza Mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki Hukuk Mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır. Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde; ceza mahkemesi kararı ile davalının tedbirsizlik dikkatsizlik sonucu davacıların vücut bütünlüğünün zarar gördüğü saptanmıştır. O halde, saptanan bu eylemi nedeniyle davalının manevi tazminat sorumluluğu bulunmaktadır. Manevi tazminatın miktarı ise olayın oluş şekli, tarafların kusuru, tarafların ekonomik ve sosyal durumuna bağlı olup, bu hususlar ceza dava dosyasındaki deliller ve zabıta araştırması ile saptanabilir.Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Ceza Mahkemesinde saptanan maddi olguların Hukuk Hâkimini bağlayacağı düşünülerek, o davada belirlenen maddi olgularla dava konusu uyuşmazlıkta yer alan unsurlar karşılaştırılmak, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ise zabıta araştırmasıyla saptanmak suretiyle sonucuna göre manevi tazminat konusunda bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu ispat edilemediği gerekçesiyle tüm taleplerin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek. halinde temyiz edene iadesine, 26.1.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.