YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1242
KARAR NO : 2012/6196
KARAR TARİHİ : 08.03.2012
MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ
Dava dilekçesinde 5.000 TL manevi tazminatın faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili; doktor olan davacının, davalı tarafından haksız olarak şikâyet edilmesi nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğünü ileri sürerek 5.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında; müvekkili hakkında takipsizlik kararı verildiğini, davanın reddini talip etmiştir.Mahkemece, davalının şikayet dilekçesinin, hak arama özgürlüğünün sınırlarını aşacak şekilde Borçlar Kanunun 43 ve devamı maddelerinde sayılan hukuka aykırı haksız fiil niteliğinde olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile 2.500 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm; davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Şikâyet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36.maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12.maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17.maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. TMK. nun 24.maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. Aynı kanunun 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49.maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa’da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir. Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zarara uğratmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikâyet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikâyet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.Somut olayda, davalı, davacı hakkında … İlçe Toplum Sağlık Merkezine verdiği 03.06.2010 tarihli şikayet dilekçesinde” saat 08:30 civarında …Sağlık Ocağına muayene olmak için sıra aldım,sıramı beklerken benim yerime öncelikli olarak başka insanlar girdi.Ben doktora dışarı çıktığı sırada sıramın geçtiğini söyledim.Doktor bana içeri girdiğimde beni azarlayarak “her geldiğinde olay çıkarıyorsun” diyerek herkesin içinde beni küçük düşürdü. Halbuki ben daha önce hiçbir şekilde olay çıkartmış değilim Yazılması gereken ilaçlarımı yazmadı hakkını helal etmediğini bende hakkımı helal etmiyorum dedi. Senin bende hiçbir hakkın yok deyip hiçbir ilacımı yazmayacağını söyledi” cümleleri ile davacı hakkında şikayetçi olmuştur. Davalının bu şikayet dilekçesine istinaden davacı hakkında yapılan idari soruşturma neticesinde şikayetçi …’nin iddiasının sübuta ermediği gerekçesiyle işlem yapılmasına gerek olmadığı belirtilerek şikayet dilekçesinin işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. İdari soruşturma sırasında dinlenen … ve … içeride konuşulanları tam olarak duyamadıklarını belirtmişlerdir, dinlenen diğer tanık idari soruşturma evrakında hastane sekreteri olarak belirtilen … ise “…, doktor beye eczaneden aldığı ilaçları yazdırmak için gelmişti, doktor bey böyle yapmamasını söyledi, hasta bunları yaz diye baskı yapmaya başladı, doktor bey … Hanıma seni muayene etmeyeceğim çık git diye bir söz söylemedi” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu durumda idari soruşturma esnasında dinlenen ve davacı ile arasında astlık üstlük ilişkisi bulunan …’ ın beyanı dışında davacı ve davalı arasında gerçekleşen diyalog konusunda kesin ve somut veriler bulunmamaktadır. Kaldı ki davalı hakkında açılmış bir ceza soruşturması dahi bulunmadığına göre mahkemece yasal şartları oluşmayan manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi gerekirken, davalının yukarıda içeriği belirtilen şikayet dilekçesinin BK’nun 43.maddesinde sayılan haksız fiil niteliğinde olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 08.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.